YAZAR : Simay DEMİR

Korku bana göre en normal duyguların başında geliyor; sevmek , üzülmek öfkelenmek kadar korku da insanın tatması gereken bir duygu. Korku duygusu bana göre en çok belirsizlikten besleniyor; ne olacağını bilememek, ne zaman olacağını kestirmemek korkunun en büyük sebebi. Aslan mesela babasının mektubunda ne olduğunu bilseydi belki çok farklı davranacaktı, belki o zaman kendini bu kadar zayıf hissetmeyip Devin’e bu kadar yüklenmeyecekti. Ya da Devin her an dışardan gelecek bir hamleyi bekleniyor olmasaydı belki de Hülya’nın oyununa bu kadar çabuk gelmeyecekti kim bilir.

Devin’in en büyük korkusu birinin boyunduruğu altına girmek olduğunu düşünüyorum. Hatta bu durumun düşüncesi bile çıldırmasına yetiyor, bunun kim olduğu fark etmez, sadece kısıtlanacağını düşünmek bile savunmadan saldırıya geçmesine yetiyor da artıyor bile. Özgürlük alanı ihlal edildiği zaman karşındakine bambaşka bir Devin oluyor. Bunun altında o özgürlüğü kendi elleriyle kazanması yatıyor olsa da Aslan’a dahi bu hakkı vermemesi aslında bu konuda ne kadar hassas olduğunu da gösteriyor. Devin anormal bir ailede yetişmiş, hem annesine hem de kız kardeşine annelik etmek zorunda kalırken aynı zamanda babasıyla da mücadele etmiş biri. Bunu annesinin de kardeşinin de her sorununa koşmasından, en ufak bir şeyde bile ona ihtiyaç duymalarından çok rahat anlayabiliyorum. Aslında sırf bu yüzden Devin asla özgür bir kadın değil, o ne yaparsa yapsın o ikisine bağlı biri ve onların yaptığı en ufak bir şey Devin’in hayatını baştan aşağıya etkiliyor. Belki de Devin’in diğerlerine bu kadar tepki vermesinin sebebi de budur. Zaten ailesi tarafından yeterince prangalınmış biriyken bir başkasının gelip kendine tüm bunlara rağmen kurduğu hayata müdahale etmesine asla tahammülü yok. Bu kişi aşık olduğu adam olsa bile. Fakat Devin aynı şeyi yapıyor mu ondan emin değilim. O farkında mı bilmiyorum ama Aslan’ın özel alanına müdahale ediyor ve bunu bir eş olarak değil maalesef bir psikolog olarak yapıyor ve asıl sorun tam olarak burada başlıyor.

Devin’in yaşama şekli tamamen meslek odaklı ve bu yüzden de aslında asla farkında değil bazı şeylerin. Mesela kahvaltı masasında yaptığı şey tamamen alışkanlıktan ileri geliyor. Annesi ve kardeşi yüzünden mesleği hayatı olmuş ancak ben Devin’in babaanne konusunda haklı olduğunu düşünüyorum. Onun gibi açıklamasam da sırf kadının acısını görmemek için oğlunun öldüğünü söylemiyorlar. Kadın bir umutla yaşıyor ve bence bu ona yapılan en büyük haksızlık. Halbuki o da içten içe biliyor bence arada sırada olan kontrol kayıpları, kendini kaybetmelerin de sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Devin belki bunu kahvaltı masasında yapmamalı, aileye direkt konuşmamalıydı ama Aslan da sürekli idare eden adam modunda olduğu için Devin kötü duruma düşen oldu diye düşünüyorum.

Devin ne zaman Aslan’ı tanımaya çalışsa kendini idare etmeye çalışan, kandırmaya çalışan bir adamla karşılaşıyor. Aslan hep böyle görmüş, böyle öğrenmiş ancak bu bildiklerinin ilişkisine zerrece faydası olmadığını hala anlamadı. Evdeki gelin maaşı kavgasından sonra yine insanları yüzleştirmedi mesela, direkt Devin’i alıp, çıktı. Orada yapması gereken herkesin olduğu yerde annesine “sen haksızsın” demesi olurdu ancak yapmadı. Aslan yaşamak istediği hayatla ona dayatılan arasında kalmış ve ne yazık ki hala kabuğunu kıramıyor. Bu iki arada da Devin, kocasını tanımaya, kendisiyle yüzleşmeye zorluyor ki bunu da kendi sınırlarını sürekli zorlayarak, ona sevildiğini göstererek yapmaya çalışıyor. Ancak ona kötü haberim var : Kuzum aradığın adama bir türlü ulaşılamıyor, daha da zorlaman lazım!

Aslan, içinde büyük bir karmaşa yaşayan, yapması gerekenle, ailesinin ona dayattığı hayat arasında kalan bir adam. Devin ona dayatılan hayatı değil, olması gerekeni ona gösteriyor ancak bu hiç kolay değil. Aslan, babasının emanetini de yok edemez. Yani hem ailesini koruyacak, hem de ailesini içten içe yok eden tümörü yok edecek. Bunu söylemesi kolay ancak İbrahim dışarıdan Hülya içeriden o kanserli hücreyi besliyor. Bu da Aslan’ın iki arada kalmasına yetip de artıyor bile. Hatta ben Aslan’ın sırf yapmak istedikleri yüzünden babasından kalma mektubu okumadığını sanıyorum. Ancak günün sonunda Devin sayesinde o acıyla yüzleşmek zorunda kaldı ve ufacık kalan dengesini de tamamen kaybetti. Devin onu tanımaya çalıştıkça Aslan aslında yanlış anlamaya başladı. Ona terapi yaptığını sandı ancak durum öyle değil. Devin sevdiği adam kendisiyle yüzleşip özgür kalsın derdinde, her şeyini bilen birinin her şeyini bilme, kalbine dokunma derdinde ancak Aslan bunu anlayamıyor.

Kadın evlendiği adamı tanımaya, ailesine de sahip çıkmaya çalıştıkça duvarlarına çarpıyor. Önce bizdensin denip sonra suratına tokat gibi bizim ihtiyacımız yok diye yeri bildiriliyor. Bu konuda Devin’e katılıyorum Aslan onun hakkında neredeyse her şeyi biliyor, ailesini tanıyor, düşüncelerini biliyor ama Devin Aslan’ın neyi, neden yaptığını dahi bilmiyor. Kapalı bir kutu gibi adeta. Bu yüzden merak ediyor ve istemese de Aslan’ın özel alanına giriyor. Sevdiği adamı, onun hayatını merak etmesi çok doğal, eline fırsat geçmişken soru sorup anlamak istemesi de öyle ama Aslan’ın önce ona bu hakkı verip sonra sanki Devin’in mahremiyetini ihlal etmiş gibi davranması ve bunu ilk zayıf anında yüzüne vurması bana hiç normal gelmedi doğrusu.

Aslan, Devin’i kurtlar sofrasına soktu. Hülya’nın ellerine bıraktı. Hülya önce çalışanların yanında azarladı, arabasını kullanmamasını sağlamaya, çalıştı, gelin maaşı ve en son soyadı meselesiyle iyice Devin’e zor durumda bıraktı. Kadının tek derdi gelinini kontrol edip, o hastalıklı anlayışını kimsenin etkisi olmadan devam ettirmek. Devin “Ben benim, sen de sensin!” dedikçe, bunu yapamıyor. Aslan karısının üstüne gidildiğini görse de idareci olmaya çalışırken, iyiden iyiye durumu fena hale getirdiğini farkında değil. Devin kocasını seviyor, dayanıyor ama nereye kadar? Hülya, Devin’in ailesine kadar sarmaya başladı, bu kamyon bir yerde devrilecek. Aslan aslında bunları görüyor ancak Devin onun da en hassas korkusuyla yüzleşmesini ağlayınca her şey birbirine girdi.

Biz Aslan’ı sakinliğiyle, insanlar ne kadar üstüne gelirse gelsin kontrolünü kaybetmemesiyle tanıdık ve bu zamana kadar da öyle devam etti, ta ki babasının hayaletiyle yüzleşene kadar. Hülya nasıl ki tüm yaptıklarıyla Devin’in sinir tellerine basarak, yıpratarak sonunda istediğini elde etti, İbrahim’de aynı şeyi Aslan üstünde kullandı. Bu yüzden Aslan kontrolünü kaybetti ve o an aslında normalde söylemeyecek ne varsa hepsini saçtı döktü. Yoksa Aslan annesinin nasıl insanın sabrına oynadığını da, ne kadar büyük bir manipülasyon ustası olduğunu da çok iyi biliyordu, üstelik tüm gün annesinin yaptıklarına şahit olmuşken ve her seferinde ortalığı yatıştırmışken şimdi böyle bir tavır sergilemesi bana hiç normal gelmedi. Tüm bunları birleştirdiğimde doğrudan Devin’i hedef almasının başka bir sebebi olmalı diye düşünmeden edemiyorum. Sonra aklıma sofradaki konuşması geliyor “Ölümü kabullenmek, inkar etmemek, öfke” bunların hiçbirinin mutfaktaki kavgayla alakası yoktu ama Aslan’ın kızdığı şey tam olarak buydu. O Devin’e öfkeliydi çünkü beş yıl sonra ilk kez biri onu babasıyla karşı karşıya getirmişti, Devin bunca zaman sonra onu babasının ölümünü kabullenmesini sağlamıştı ve bu ona hiç iyi gelmemişti tıpkı Cihan’da olduğu gibi. Aslan için babası bambaşka bir yerde ve ona göre Devin bu durumu geri dönüşsüz değiştirmiş oldu. Aslan belki şu an için anlamıyor ama ileride o özür bir teşekküre dönüşecek inanıyorum.

Aslan’ın en zayıf ve en güçlü yani babası; zayıf yanı çünkü amcası da, abisi de, düşmanları da onu bir tek oradan vurabiliyor. Söz konusu babası olduğunda Aslan’ın tüm mantığı devre dışı kalıyor ve sadece duygularıyla hareket ediyor. O an yaralı bir Aslan gibi sağa sola saldırıyor. Aynı zamanda en güçlü yanı zira tüm bildiklerini ondan almış, pusulası kabul etmiş adeta onu. Bu dediğim yanlış anlaşılmasın benim kastettiğim Aslan’ın babasının yolundan gittiği değil, onun yanlışlarını yapmayıp doğrularıyla yol bulmaya çalışıyor. Mesela bence babası intihar etti diye işleri temize çekmeye çalışıyor Aslan, ya da kendisi sevgisiz büyüdü babası annesinin güç zehirlenmesi yaşamasına izin verdi diye aynı şeyi eşi ve çocuklarına yaşatmamak için tedbir alıyor. Babası çok içiyordu ve sarhoşken intihar etti bunu gayet iyi biliyor o yüzden Cihan’a karşı birinci kuralı içmek yok oldu mesela. Tüm bunlar babasının adımlarına göre hareket ettiğini gösteriyor kanımca. Aslan yaşadıklarından ders çıkararak ilerliyor olsa da ben aynı şeyi Cihan için söyleyemeyeceğim. O hala o anda, o odada mahsur kalmış durumda.

Cihan o ailede en acı çeken kişi bana kalırsa. Babasının günden güne eridiğini gören, her an “Acaba babam bu sefer kendine zarar verir mi?” korkusuyla yaşamış ve sonunda babasının kendini vurmasıyla hayatı tamamen yok olmuş biri. Travması çok fazla; düşünsenize babasının kanı yüzüne sıçramış şekilde uyanmış, kimse ona “Nasılsın” diye sormamış, bu güne kadar kimse onun için bir şey yapmamış biri o. Bu ne kadar acı ne kadar ağır bir şey. Ama en acısı da o bu kadar şey yaşarken annesinin onu asla görmemiş olması. Hülya’nın Cihan’la derdi ne şu an için bilmiyorum ama ben bu durumu bir fırsat olarak kullandığını düşünüyorum. Zira bu sayede onu hayatından tamamen söküp atmış.

Hülya Soykan bu hafta bana saç baş yoldurdu desem yeridir. Bir insan hiç bir fırsatı mı kaçırmaz, hiç nefes almadan nasıl bu kadar saman altından su yürütür hayretle izledim. Şimdi Hülya’yı karşımıza alıp neden diye sorsak eminim ki vereceği cevap “Aslan’ın iyiliği için” der. Halbuki bunları Aslan için yapmadığını sabah Aslan üzülür diye gizlemeye çalıştığı haberi akşam sırf Aslan Devin’i alıp yemeğe gitti diye servis etmesinden belli oluyor zaten. Aslında Hülya ile ilgili o kadar çok merak ettiğim şey var ki, gün yüzüne çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum desem yeridir. Mesela İbrahim onu bu kadar severken o sevilmediğini bile bile neden Yusuf Soykanla evlendi, neden kaynanası onu hiç sevmiyor, Aslan’a neden takıntı derecesinde bağımlı? Bence Hülya’nın tek korkusu Aslan’ın o evden annesinden gidecek olması. Yoksa bu denli hırçınlaşmazdı Devin’e karşı.

Hülya ve Devin arasındaki soğuk savaş ilk kez bozuldu ve yerine açık açık sıcak savaş başladı. Hülya göstere göstere Devin’in tüm sinir uçlarına dokundu, en zayıf yönleriyle vurdu onu ve bunları yaparken bir an olsun tereddüt etmedi. Çünkü Devin onun için bir rakip, alt etmesi gereken bir düşman. Şimdi ne olur Hülya kazandığı bu zaferle daha büyük bir hamle mi yapar yoksa bir süre durup olanları keyifle izler mi bilmiyorum ama sanki hepsi için savaş daha yeni başlıyor gibi ne dersiniz?

O zaman bu haftalık da benden bu kadar haftaya yeniden görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s