Bizim Mucizemiz Şimdi Başlıyor (Gizli Saklı Veda)

Yazar : Şeyma BULUT

Ben vedaları hiç sevmem biliyor musunuz? Hele de erken vedalardan hiç hoşlanmam ama hayat da böyledir bazen en güzel duygular, olaylar en kısa sürenlerdir. Gizli Saklı da benim gördüğüm en güzel işlerden biriydi. Operasyonlar, gizli saklı işleri bir kenara bırakacak olursak kalbinden yaralı bir prensle, hayata kafa tutan bir peri kızının o adamı nasıl kurtardığını izlediğimiz kısa ama özel bir işti. Ve onların mucizesi her şey bitti denilen noktada başladı…

Aşkla aynı cümlede kullanılamayacak tek duygu korkudur. Korkan insan kaybeder, kaybetmeye mahkumdur. Bu korku da sadece maddesel değildir bazen de tamamen soyut durumlardan korkar insan
Pamir mesela bağlanmaktan, sevmekten, terk edilmekten çok korkuyordu. Eğer insanlara yaralarını gösterirse onların kaçacağından, ya da annesi gibi sevdiği insanın başkası için kendisini sevmekten vazgeçeceğine inanıyordu. Düşünsenize Pamir’in bu hayatta kaybettiği en değerli iki insan da aşk yüzünden gittiler. Babası karısı aldatınca intihar etti, annesi de bir başkasıyla olmak için onu arkasında bıraktı. Bu adam nasıl bir daha başkasına güvensin ki? O kadar kolay mı? Asla değil, bu sebeple de Naz’a karşı ne zaman duvarlarını indirmek istese o korkular Pamir’i ele geçirdi ve otomatik olarak kaçmaya başladı.

Pamir, Naz’la girdiği bu operasyonda birbirine çok zıt iki duyguyla karşılaştı. Naz’a bağlanıp kaybetme ve onu operasyonda gerçekten kaybetme korkusu. Bu iki duygu iç içe geçince ikisi arasındaki zıtlaşma, kavga dövüş eksik olmadı. Tam hikayesine girilemese de Pamir daha önce bir ortağını operasyon sırasında kaybettiğini ve bundan dolayı da zaten Pamir’in korkuları olduğunu yazmıştım. Bilmediğimse Pamir’in terörle mücadelede mesleğe başlaması ve Sadullah Amirin babası gibi olduğuydu. Hikayemiz bizi nereye götürecekti bilemiyorum ama Pamir’in Naz’ın zarar görmesine ilişkin korkuları basit temellere dayanmıyordu. Dolayısıyla iki korku iç içe geçince Pamir’in yapacağı tek şey kaçmaktı ancak duygusal olarak kaçsa da fiziksel olarak da sevdiği  güvende tutmak için elinden geleni yaptı. Yani duygusal anlamda kendini kapatırken bir anda kendini bir duşun altında ya da tır kovalarken buluyordu. Duygularını saklamaya çalışsa da bu hususta çok da başarılı olduğunu söyleyemem. Naz o duvarları kaşımaya kalktığında gözlerine bakarken sertşeşse de  Naz kafasını çevirdiği anda onu pamuklara saracak, ayağına taş bile değmesini istemeyecek kadar nahif seviyordu. Yine de aşk onun için acı ve terk edilmek olduğundan asla istediği gibi adımlar atamadı aksine hep uzak durdu. Tabi Naz hiç beklemediği kadar inatçı çıkınca Pamir yolunu alışkın olduğu o karanlık ormana çevirdiğinde karşısında ışıklar içerisindeki Naz’ı buldu.

Naz, Naz, Naz… Onun da aynı Pamir gibi korkuları, endişeleri var. O da en az Pamir kadar kaybetmekten korkan bir insan. Baktığında Naz da korku hususunda Pamir’den geri kalmıyordu. Yatarken odasının kapısını kilitleyen, babasını kaybedince kendini annesine adayan, bu sebeple de ciddi ilişki yaşamayan bir kadın, Naz. Peki onu Pamir’den ayıran özellik ne? Naz kaçmadı, hem de hiç kaçmadı. İşte ikisi arasındaki en bariz fark burada, yani kaybetme korkularında yatıyor. Naz birini kaybetmekten korktuğunda kaçmıyor, aksine üstüne gidip, onun yanında olup, hayatının bir parçası olmaya çalışan biri, o. Bence olması gereken de bu. Yani birini seviyorsak hayatında yer almaya, onu anlamaya acılarını görmeye çalışır insan. O yaraları sarmak ister. Naz içinde taşıdığı umut ve ışıkla Pamir’in kalbine ulaşmaya, onu anlamaya çalıştı. Ve en sonunda da umuduyla, pozitifliğiyle o hayatta kendine bir yer açtı hem de Pamir’in tüm travmalarına rağmen başardı bunu. Eğer korkak, klasik bir şekilde karşısındaki adamın yaralarına rağmen gelmesini bekleseydi ne aşkını kazanabilir ne de onun yaralarını sarabilirdi. Biz buna aşkın mucizesi demeyelim mi şimdi?

Naz ve Pamir iki farklı ruh, iki başka insan. Aynı evde yaşarken, operasyon sırasında ya da merkezde bu farklarını hep gördüm. Pamir çok gerçekçi ve hayata karşı çok da umutları olan biri değil. Zeynep’i ellerinden kaçırınca artık operasyonun bittiğine emindi ama yanı başında duran kadın yine onunla aynı düşünmüyordu. Umutluydu, emekleri boşa çıkmamalıydı ki tam o anda bir yıldızın kaymasıyla umutlar yeşerdi.Naz elini önce Pamir’in kalbine koydu, sonra bir yıldız kaydı ve dilekleri gerçeğe dönüştü. Öyle ki Pamir “Sende kalsın” dedi çünkü bilirsiniz, tutulan dilek söylenirse gerçek olmaz. Artık tam olarak ne dilek tuttuklarını bilmiyorum ama aslında bu andaki en önemli ayrıntı Naz’ ın Pamir’i kendisiyle de buluşturmasıydı. Profesyonel bir gizli polis olarak yıllardır başka hayatları yaşayan Pamir’e aslında tek yaşayanın ve hayatta olması gerekenin kendisi olduğunu hatırlattı. Daha da önemlisi aşkı terk edilmek olarak kodlayan bir adama “Hayatından çıkaramayacaksın” diyerek de ben artık varım ve senden vazgeçmiyorumu çok güzel gösterdi diye düşünüyorum.

Pamir için önemli olan buydu. Aşkı kafasında acıyla kodlamış bir adamdan ilanı aşk bekleyemezsin ama gitmeyeceğini göstermelisin. Bu yüzden Pamir aslında Naz’ın gözünün içine baktı hep. Hem de ilk günlerden bu yana bir açık kapı aradı. Kafası yarıldıldığında, doğruluk mu cesaret mi oynarken, düğün öncesi, Zeynep gelmeden önce evde hep bir aralık bulmaya çalıştı ancak Naz da onu tam çözemediği için ve de Pamir’in kaçmasına sinirlendiği için o tarafını hiç göstermedi. Naz hep adamın duvarlarına çarptı ama asla vazgeçmedi. Aradı, taradı ve en sonunda Pamir’in en derin yarasını ve korkusunu öğrendi. Terk edilmiş, içinde hala korkuları olan bir adama nasıl ulaşırsın ki?

Naz, Pamir’in çocukluğunu onun ellerine bıraktığında aslında bu geçmişle de baş edemeyeceği kanaatindeydi. O eline fotoğrafı verdikten sonra “Her şey bitti” demesi aslında onun artık Pamir’in güvenini kazanamayacak ve aşık olduğu adamdan ayrılmak zorunda olduğunun bir göstergesiydi. Pamir’se herkesten sakladığı o garabet, korku dolu çocukluğunun Naz’ı korkutmadığı gibi, sevilmeye de layık olduğunu gördü diye düşünüyorum. Daha önce demiştim ya annesinin bıraktığını başkası neden tamamlasın? Naz da tam olarak öyle bir kadın. Korkmayan, sevdiği insanları anlamak için mücadele veren, yaralarına merhem olmak isteyen bir kadın. Naz’ın o an fark etmediği şey Pamir’in ondan beklediği hamleyi göstermiş olmasıydı. Bugüne kadar onun hayatına giren kadınların hepsi dış pakete bakarken, Naz hep Pamir’in içini görmeye çalıştı. En sonunda da tüm şeffaflığıyla tam sevdiği insana veda ederken aşkın mucizesi gerçekleşti ve Pamir’den beklediği o hamle geldi “Her şey daha yeni başlıyor…”

Hayat tam da her şey bitti dediğin, artık olmaz dediğin noktada başlar. Naz ve Pamir’in Yaz ve Levent olarak başlayan hikayeleri, sahte kimlikleri bittiğinde başladı. Belki öncesinde ikisine de sorsalar, asla hayalini bile kuramayacakları bir mutluluğun içinde buldular kendilerini. Hatırlıyor musunuz? “Mutlu çift tabloları, sıcak aile yemekleri” bana göre değil diyen bir adam, bir de babasını kaybedince kimseye güvenemeyen, odasının kapısını iki kez kilitleyen bir de Naz vardı. İkisi de bu korkularını birlikte yok edip, her şeye rağmen kendi mutluluklarını inşa ettiler. Evlendiler, çocukları oldu. Yani aslında bir zamanlar olmaz dedikleri her şeyi birlikte yaptılar, o hayatı birlikte inşa ettiler. Nu aşkın, hayatın Pamir’e “Senden aldığımı çok daha büyük bir mutlulukla geri veriyorum” deme şekliydi.

Düşünsenize bırakın anne kavramını kabul etmeyi, baba olmayı, hayatında birini kabul edemeyecek olan Pamir kocaman bir aileye sahip oldu. Naz’sa babasından sonra asla güven duygusuna sahip değilken Pamir’e güvenerek kendini mutlu bir yuvanın içine bıraktı ancak benim içimde Pamir ve Aynur’un ilişkilerinin gelişimini izleyememek yara olarak kalacak. Eminim ki Pamir “anne” kelimesini Aynur’a sarf etti çünkü kendi kızıyla çıktığında masada ilk baktığı gözler Aynur’a aitti. Kabullenmişlik, aidiyet ve sevgiyi gördüm. Onlara bakınca tek söylediğim şey : Şimdi tamam oldular oldu…

Eveeet bu masal da burada bitti. Gizli Saklı başlayan ortaklık önce aşka, sonra da mutlu bir yuvaya dönüştü. Naz ve Pamir’ i ve de bize hissettirdiklerini asla unutmayacağım. Aşk onların omuzlarına bir kelebek misali kondu ve hayal bile edemeyecekleri bir dünyanın içine bıraktı. Unutmayın aşk varsa her zaman umut vardır…

Senaryo analizi bitti ama söyleyeceklerim bitti mi? Tabii ki hayır. Bahsetmek istediğim başka hususlar da var…

Öncelikle Koşuoğlu Ailesi’yle başlamak istiyorum. Bu ailenin tüm fertlerinin ayrı ayrı dizisi yapılacak güçte olduklarını düşünüyorum. Özellikle de Tarık, Nehir ve Tufan. Çok güçlü bir üçlüydü onlar. Hikayenin katmanlarına yayılmaları ve dizinin hikayesini beslemeleri iyiydi ancak yine de küçük bir serzenişte bulunacağım. Tufan karakteri biraz daha etkili olabilirdi diye düşünüyorum. Sondan bir önceki bölümde hem Pamir ve Tufan arasında hem de Halit Özgür Sarı ve İdris Nebi Taşkan arasındaki sahneler çok iyiydi. İki aktör de iyi senkronize olarak, sahneleri tam duygusuyla verdiler. Terapi sahneleri ve rekabet hususunda değerlendirilseydi keşke diye affınıza sığınarak bir ufak serzenişte bulunmak istedim. Koşuoğlu Ailesi’ni canlandıran Tardu Flordun, Ece Dizdar, Sinem Akyol ve Emrullah Çakay iyi bir cast seçimiydi. Özellikle de seneler sonra Tardu Flordun’u izlemek hele de onu Ece Dizdar’la eşleştirmek kimin aklına geldiyse tebrik ederim. Su gibi akan replikleri oyunculukları, enerjileriyle başka bir noktaya taşıdılar. Her birine ayrı teşekkür ediyorum.

Gelelim diğer ekibe : Naz, Pamir, Çiçek ve Talat. Hayatımda bu kadar kahkaha attığım bir dizi daha zor hatırlarım. O kadar iyilerdi ki Naz ve Pamir sahneleri kadar ilgi çekiciydi. Özelikle Bülent Emrah Parlak ve Bala Atabek gibi komedinin göz bebeği iki oyuncunun enerjisi, yetenekleri ve yarattıkları tiplemeler çok başarılıydı. Dizinin komedi ayağı ilk bölümlerde biraz zayıf başlasa da Şinasi Yurtsever, Şebnem Sönmez, Bala Atabek ve Bülent Emrah Parlak kombinasyonuyla çok kaliteli bir komedi izledik. Hepsinin tek tek emeklerine sağlık diyorum, iyi ki sizleri bir arada izleme şansına sahip olduk, kahkanız, enerjiniz, gülmeleriniz ve güldürmeniz hep devam etsin.

Gelelim dizinin Pamir’ine. İlk yazımda Halit Özgür Sarı için ruh üflediği her karekterin çok özel olduğunu bu sebeple de Pamir Ulaş’ın da öyle olacağını düşündüğümü yazmıştım. Yanılmadım, yanıltmadı. İş karakter yaratmaya geldiğinde benim için özel aktörlerin biri olan Halit Özgür Sarı, Gizli Saklı’ da zor bir işin altından ustalıkla kalktı. Pamir zaten karakter olarak çok derin ve zorken, Levent Güneş’ in de Pamir’in taban tabana zıt olması, iki karakter arasındaki geçişleri mimik dahi kaçırmadan bir zen ustasının titizliğiyle yaptı. Ayrıca daha önce canlandırdığı karakterlerin hiç bir esintisi olmadan, sıfırdan çok doğru bir Pamir yarattığını düşünüyorum. Pamir Ulaş’ ın acılarını, korkularını, sevincini ya da aşık hallerini ekrana güzel taşıdı. Ben Halit’ in Pamir’ine inandım, sevdim ve onun skalasında özel bir yere koydum. Ama en sevdiğim şey ne biliyor musunuz?  Çok abartı mimik ve jestlerin oyunculuk kabul edildiği bir sektörde sakince direk duyguyu insanı yormadan, gerçek ve samimi bir şekilde yansıtan bir aktörü sadece tebrik ederim. Yeni kuracağı dünyada başarılar diliyor ve yine görüşeceğiz diyorum.

Naz Arıca ya da Yaz Güneş mi demeliyim? Uzun zaman sonra ekranda pasifize edilmeyen, erkek tarafından ötelenmeyen bir kadın izlemenin haklı gururunu yaşıyorum. Ve tabiii ki de o karaktere inanmamı sağlayan Sinem Ünsal için de diyeceklerim var. Sinem ‘in sektördeki en yetenekli bir kaç kadın oyuncudan biri olduğunu düşünüyorum. En az mimikle, en üst düzey şekilde karakterinin duygusunu açık kitap okur gibi okutur izleyiciye. Naz ve Yaz’ ı da böyle okuduk. Sinem Ünsal, o kadar güzel bir Naz yaratmış ki daha ilk sahneden inandım, sevdim.. Sinem’in karakterleri arasındaki geçişler de çok başarılıydı. Ortağından dolayı tedirgin olan Naz ve hep rahat olması gereken Yaz arasındaki geçişlerinde mimik bile kaçırmadan ekrana yansıttı. Özellikle Sinem Ünsal’ın beden dilini kullanma şekline, bazen sözsüz duyguları aktarmasına ben hayranım. Onun yormayan, net, samimi ve tamamen sahneyi ele geçirerek karakterine ruh vermesine, can vermesini yıllardır hayranlıkla izliyorum. Burada da Naz’la harikalar yarattı. Acısını bağırmadan geçiren Naz’ın her duygusunu kalbimde hissettim. Şimdilik veda etsek de Sinem Ünsal’ın ellerinde yoğrulacak yeni canları bekliyor olacağım, yolumuz uzun, emeğine gönlüne sağlık olsun.

Halit Özgür Sarı ve Sinem Ünsal solo sahnelerdeki başarıları kadar birlikte oynadıkları her anda da çok iyilerdi. Benim son yıllarda gördüğüm en iyi beş ekran çiftinden biri olan ikiliyi bayılarak izledim. Enerjileri, karakterlerinin arasındaki duygu geçişlerini güzel bir senkronla bizlere sundular. Özellikle sadece çiftin kimyası değil oyunculuklarıyla da taçlanan bu eşleşmeyi biz çok sevdik. Umarım ikisini bir kez daha birlikte izleme şansımız olur. Emeklerine sağlık, iyi ki değdiniz hayatımıza…

Veee artık veda zamanı. Başta Şahin Altuğ olmak üzere, Gizli Saklı gibi özel bir işi bizlerle buluşturan tüm ekibe yürekten teşekkür etmek istiyorum. Hızlıca alınan final kararının ardından çok doğru ve neredeyse hiç eksik bırakılmadan bir son hazırlanmış. Özellikle de operasyon sahnelerine bayıldım. Rejiyi de kutluyorum. İnandırıcı, abartısız şekilde ve ayrı ayrı bölgelerdeki operasyonu hiç kopmadan izledik. Olabilecek en iyi şekilde toparlandı hikaye. Keşke dijitalde olsaydınız da size doyabilseydik ama böylesi de güzel oldu. Ben bu hayatta her şeyin bir sebebi olduğuna inanıyorum. Her son yeni başlangıçlara gebedir. Umarım bu son sizlere, bizlere yeniden başlama Umuduyla bambaşka evrenlerin de kapısını aralar. Ben kendi adıma bu masala ortak olduğum için çok mutluyum ve yeniden tüm ekibe çok teşekkür ederim.

Bir teşekkür de tabii ki siz okurlarıma. Sekiz bölümdür bizi asla yalnız bırakmadınız, güzel sözlerinizle bizleri motive ettiniz. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. İyi ki değdik birbirimizin hayatına.
Şimdilik benden bu kadar arkadaşlar, bir hikayenin daha sonunda geldik, eğer sürçi lisan ettiysek affola, başka hikayelerde, dünyalarda yeniden görüşmek üzere. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin olur mu?

Cesaretin Var Mı Aşka? (Gizli Saklı, 7.bölüm)

YAZAR : Şeyma BULUT

Aşk nedir bilir misiniz? Cesaret işidir. Öyle korkakların yaşayabileceği bir şey değildir. Bu sebeple de aşkını içinde taşıyanlar hep kaybedenler olur ancak ya söylemek isteyip de bazı korkuları biraz da gurur seni engelliyorsa ne olacak? İşte o zaman Naz ve Pamir gibi aynı evin içerisinde top çevirmeye başlarsınız.

Geçen hafta Naz ve Pamir’in evin önündeki büyülü anlarına “sözsüz ilanı aşk” demiştim. Öyleydi ama ikisi arasındaki kaçak dövüş bu duyguyu kabul etmelerini biraz zor hale getirdi çünkü anlamadılar. Pamir “Az önce dışarıda ne oldu?” derken  Naz’la arasındaki duvarların yıkılmaya başladığını anladı. Aslında Pamir bundan şikayetçi değil hatta hoşuna bile gidiyor ancak ilk itirafı Naz’dan beklediği için bu kadar bocaladı. Naz onu gerçeken kıskandığından öptüğünü düşündüğü için eve geri döndü ve aslında beklediği derin bir konuşmaydı. Açıkçası bir an ben de Naz’dan bir itiraf bekledim ancak sonrasında yapmaması gerektiğine kanaat getirdim. Kendini açmayan, duygularından korkan birine Naz nasıl açılsın ki? Açılsa bile Pamir o yaraları göstermeye hazır olmadıktan sonra neye yarar? Naz da bunu bildiğinden daha önce benzer bir mevzuda Pamir’in ona söylediğinin aynısını söyledi : Tarık izliyordu, seni kurtardım diyerek Pamir’in tüm dengesini alt üst etti. Pamir de buna karşılık onun üstüne giderek bir şeyleri söylemesini istese de nafile! Naz asla geri adım atmadı ki ben o anlardaki direncine hayran kaldım. Bu sahnedeki tavırları ilk bakışta manasız gelse de onlara şöyle yakından baktığımızda söylediklerim anlam kazanacak.

Naz bir gülüşe, bir çapkın bakışa düşüp de tav olacak bir karakter değil. O içini görmediği bir adamın tipine vurularak savrulacak biri hiç değil bu yüzden de Pamir’den bir türlü emin olamıyor. Hem nasıl olsun ki, yaraları göründüğünde onları sır gibi saklayıp, sadece öfkesini gördüğü insana “Evet ben sendeyim” nasıl desin? Halbuki Naz karşısındaki adamın derdinin ne ile ilgili olduğunun farkında, yüzüne de çatır çatır söyledi. Aile söz konusu olduğunda kaçıyorsun dedi ki yanlış olsa Pamir kalıp, derdini anlatırdı ama öyle olmadı. Pamir ne zaman kalbinin derinlikleri ortaya çıkmaya başlasa ya Naz’ı öfkesiyle yaktı, ya da sessizliğine mahkum etti. Hal böyle olunca da, kendini saklayan birine Naz da güvenip duygularını itiraf etmedi ki kim olsa aynı şekilde davranırdı. Olay tamamen Pamir’de bitiyor. Peki Pamir neden böyle? Neden bir ileri iki geri haliyle Naz’ın dengesini bozarken kendini de hiç istemediği durumlara soktu? İşte bunu irdelememiz lazım.

Pamir bildiğiniz üzere güven sorunları olan bir karakter ama tek sorunumuz bu değil bence. Pamir hem Naz ona açılsın, ilgilensin istiyor ama kız kalbine yaklaştığında da bir anda kendini geri çekip, kaçmaya başlıyor. Eğer Pamir şizofren değilse bunun bir sebebi var diye düşünüyorum. Pamir, Naz’dan etkilenmeye başladığından bu yana aslında hep ona ilk adımı attırmak istedi. Aşkla ilgili soruları, Naz onu öptükten sonra aynı şekilde sorular sorması derken aslında hep kapı aynı yere çıktı : Naz ona gerçekten söylesin istedi ama Naz da Pamir ona kendini açmadıkça söylemez. Her kadın sevdiği adam kendisine güvensin ister, içindekini anlatsın ister ama Pamir sevilmeme, kalbini birine teslim etme hususunda korkuları olan biri olduğu için pat diye söylemesi çok zor. Yine de aslında Naz ona kapıyı da tam kapatmadı. Terapi yaptıkları anda Pamir ne kadar duvarlarını kaldırsa da onun acılarını, kalbini gördüğünü söyledi. Peki Naz Pamir’in ağzından tek kelime çıkmadan nasıl gördü o yaraları? Cevabı basit : Kalp sadece kendinden olanı sever.

Naz aslında açık kitap gibi bir kadın. Duyguları, düşünceleri gözlerinden okunuyor ancak Pamir Naz karşısında o kadar afallıyor ki bir türlü göremedi. Buna çok bariz iki örnek verebilirim : İlki Zeynep’i kıskanmadığını ispat etmek için girdiği çabaydı. Pamir Naz’a kıskandığını söyleyene kadar Zeynep’le asla ilişki kurmadı ancak bir anda arkadaş olası geldi. Tek amacı kendini güya ispat edecek, kıskanmadığını gösterecekti. Peki öyle mi oldu? Naz daha da beter kıskanmaya başladı ve öyle ki kendini açık edecek şekilde de Pamir’i kontrol etme yoluna girdi.

Naz’ın herhalde bugüne kadar somut olarak kendini açığa çıkardığı ilk an Pamir’i görüntülü aradığı o andı. Küpe bahanesiyle odaları kontrol ettirmesi, gözlerindeki endişe, karşısındaki anlar da rezil olurum sıkıntısı olmasına rağmen yaptı çünkü Naz’ın da kaybetme korkusu var, hem de azımsanmayacak ölçüde. Hatırlarsanız ilk zamanlarda bunu Pamir de söylemişti, kaybetme korkusunun olduğunu özellikle de babasından sonra bu hale geldiğinin altını çizerek anlatmıştı ki doğru tespit yapmıştı. Naz Pamir’e kalpten bağlandı ve onu kaybetmek istemiyor. Zeynep’in de niyeti, Pamir’in geçmişinde özellikle hayatındaki kadınların benzer özelliklere sahip olması Naz’ı ürküten bir konu. Naz onun hayatındaki kadınları görmese de daha önce Tarık’a yemeğe giderlerken “Sen böyle kadınları mı beğeniyorsun?” dediğinde cevap alamasa da anladı. Korkularının beyhude olması dışında sorun yok aslında. Duyguları karşılıklı hatta Pamir, Naz’a Naz’ın kendisine verdiğinden daha fazla bile değer veriyor olabilir demeyeceğim daha fazla değer veriyor.

Pamir Naz’dan bir emin olsa aslında tüm yolları, tepeleri aşacak ama kafası öyle karışık ki Naz’ı hala anlayamadı. Naz onu öptükten sonra tek derdi, Naz ona söylesin de o da gerekeni yapsındı ama Naz o kadar kolay lokma değil. Kendini açmayan, güvenmeyen bir adamın aşkından ölse de asla ama asla kalbinden geçeni diliyle söylemez. Zeynep gelmeden önce bir oyunla Pamir’in beklediği şeyi görmek için küçük bir oyun oynadı ve gördü. Adam resmen itiraf bekliyor ancak o istediği konuşmayı yapamadığı için Naz da karşısındakinin oyununu oynadı. Kaçak dövüşmeye başladı. Ne olursa olsun Pamir elini açmadan açmaya niyeti yok ama bence ona çok vakit kalmadı diye düşünüyorum.

Pamir Ulaş benim gördüğüm en zor bir kaç adamdan bir tanesi. Geçmişinin yükleri öyle ağır ki resmen sevmeye mecali kalmamış, gelişine yaşıyor bu hayatı. Daha doğrusu yaşıyordu. Naz hayatına öyle büyük bir kalabalıkla girdi ki her tarafı kuşatıldı ve daha da önemlisi Pamir unuttuğu ve hiç tatmadığı duyguları yaşamaya başladı. Mesela Naz’dan önce ciddi ilişki adamı değildi, Pamir’i Levent’in ardına saklayıp keyfine bakarken, Naz Pamir dedikçe onu düzeltirken şimdi Naz, Pamir’i görsün istiyor. Sürekli sorular sorması, Naz’ın duygularını anlamaya çalışması hep bundan. Ama aşk beklenti işi değildir. Cesaret ister. Kalbini gösterme dirayeti ister.  Yaraları var, korkuları var anlıyorum ama ona ne yaparsa yapsın yanından ayrılmayan, hemen affeden, kıskanan ve hatta üstüne titreyen bir kadına da bir noktada açılması lazım. O kaçtıkça Naz savruluyor ve Pamir böyle davrandıkça mutluluğunun önüne kendisi ket vuruyor. Pamir sevdiğini alacak karşısına, anlatacak. Bir insan sevdiği insana kalbini açamazsa ne kadar severse sevsin kaybetmeye mahkumdur. Pamir bir noktada sevgisini Naz’a göstermesi lazım çünkü ben artık onun Naz olmadan devam edebileceğini düşünmüyorum.

Pamir, Naz’ı seviyor arkadaşlar. Hem de öyle böyle değil. Hatırlarsanız, Aynur düğün için arsadan vazgeçmiş, ciddi masraf yapmıştı. Pamir de arabasını sattı ve arsayı Aynur’a verdi. Müstakbel ana-oğulun kucaklaşması, Aynur’un Pamir’i kabullenmesi güzel olsa da zamanlaması bana bi enteresan geldi. Pamir tam düğün öncesi verdi evrakları ve Naz bilmesin istedi çünkü bu aşamada Naz’ın asla kabul etmeyeceğini biliyordu. Şimdi burada çok ince iki durum var : Aynur gerçekleri öğrendiğinde Pamir’in bazı yalanlara mecbur kaldığını ama onlara olan sevgisini gerçek olduğunu göstermek istedi. Ayrıca Aynur’un anne olarak ilk kez kendisine yaklaşmasına, satılmasına gözyaşlarıyla izin verdi. Naz sadece kendi varlığıyla sevdiği adama ilaç olmadı, onun hayatındaki en büyük sevgi açlığını, anne yokluğunu doldurmasını sağladı. Aslında kısacası Naz Pamir’e can suyu oldu. Şimdi siz söyleyin, bu adam bu kadından vazgeçebilir mi?

Aşk değiştirir, güzelleştirir derim ben hep. Naz ve Pamir görev için girdikleri bu yolda birbirlerine yoldaş, merhem, arkadaş oldular. Korkularına, kabuk bağlanmayan yaralarına merhem oldular. İkisi de düğünlerine giderken mutlu ama gerçek olmadığı için buruktu. Naz içten içe her şeye, sırlarına rağmen, onu sürekli duvarlarına mahkum etmesine rağmen Pamir’le olmak istiyor, Pamir de tüm korkularına rağmen Naz’dan geçemiyor. Şim onların ellerini gerçekten birleştirmek için tek bir şey kaldı : Kalplerini açarak birbirlerine bakmaları, gerisini aşk halledecektir zira onun karşısında dağ duramaz, Pamir ve Naz da bir noktada aradaki tüm engelleri kaldıracaktır. Ben buna yürekten inanıyorum.

Arkadaşlar bu haftalık da benden bu kadar. Son sahneyi çok da yorumlamak istemedim zira zaten artık sona geldik. Sadece o anlarla ilgili ben Levent falan değil birbirleriyle gerçekten evlenmek isteyen, birine aşık iki insan gördüm. Aşkla ilgili hayallerini o anda iki insan aynı şekilde kurdular ve sanırım mutlu sonsuzlukları o kadar da uzak değil.

Bitirmeden önce söyleyeceğim ekstra tek bir konu var, o da bu hafta çok özel oyunculuklar izlediğim olabilir. Öncelikle Sinem Ünsal’ın bir bölümde anlık değişen ruh hallerini ekrana mimik dahi kaçırmadan aktardığını söylemem lazım.Naz ve Yaz arasındaki geçişleri eksiksiz yaptı desem abartmış olmam. Ancak beni bu bölümde derinden etkileyen sahne Halit Özgür Sarı ve Şebnem Sönmez’in karşılıklı oynadıkları sahne oldu. İki oyuncu da sahneyi öyle güzel yükselttiler ki romantik komedide örneğe az rastladığımız türdendi. Ayrıntılı düşüncelerimi haftaya yazacağım ancak Pamir karakterinin neredeyse ayrı dizi yapılacak şekilde bir derinliğe sahip olduğunu ve ortağının kaybına girecek vaktimiz olmadığı için üzülüyorum. Yine de bu hafta dizinin odağında Pamir olmasından dolayı Halit Özgür Sarı’nın aynı anda Pamir’in tüm öfkesini, acısını ve aslında tüm duygularını neredeyse bazı anlarda mimik bile kullanmadan gözleriyle oynayarak geçirdi. Sinem Ünsal’ la uyumuna sözüm yok ama karşılıklı sahnelerinde oyunculuk anlamında doyduğumu söyleyebilirim.

Daha da konuşurum ama vedamıza saklıyorum. Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Yanındayım… Bırakmayacağım Seni (Gizli Saklı, 6.bölüm)

YAZAR:Şeyma BULUT

Bazı anlar vardır insan sadece neden demek ister, neden olmadı? Neden böyle oldu ama evrenin bir matematiği, bir sistemi var. Bazen bizim felaket gördüğümüz sonuçlar büyük mucizelere sebep olabilir ama bazen de sadece olması gerektiği gibi olmuştur. Kim bilebilir ama ben her zaman mucizelere inanıyorum. Gizli Saklı için son düzlüğe girsek de bana şahane duygular hissettiren bu özel işi asla unutmayacağım. İlk yazımda diziye Halit Özgür Sarı ve Sinem Ünsal için başladığımı söylemiştim. Şimdi o ekibe bir de benim için “altın kalem” olan Şahin Altuğ da eklendi. Erken de bitse, yarım da kalsa onlar “kestik” diyene kadar biz de buradayız.

Şimdi artık bölüm analizine geçelim yoksa yazarınız ağlamaya devam edecek.

Gizli Saklı dizisini bende özel yapan en önemli etken derin karakterleri, temeli olan bir hikayesinin olmasıydı. Özellikle de Pamir karakterinin altının doluluğu, geçmiş travmaları ve bugünkü davranışları arasındaki paralellik en iyi dram dizilerinde bile karşımıza zor çıkan bir durum. Artık yoruma geçelim ve Pamir’le şöyle bir başlayalım son bölüm analizine
Pamir Ulaş…Hayatınızda karşınıza çıkacak en zor insanlardan diye düşünüyorum. Aslında Pamir’in üç farklı yönü var ve hepsinin altında aynı adamın kırılgan ruhu yatıyor. Pamir’in bir yanı çok merhametli, anlayışlı ve sevecen. Öyle ki sevdiği kadın zor duruma düşmesin diye kendini amirin önüne atacak kadar sağduyulu bir adam. Bir yanı çok şefkatli, merhametli. Ama bir yanı da var ki sinirli, öfkeli ve egolu. Özellikle de geçmiş travmaları ortaya çıktığında Pamir kendisinden dahi uzaklaşıp, çok kötü, duygusuz birine dönüşüyor. Özellikle de Naz’la gelen duygularla işi arasında gidip gelen Pamir belki de hayatının en zor sürecini geçirdi. Çocukluğunda yaşadıklarından sonra tercih edilmiş yalnızlığının içinde yaşarken, işini yapmak zorunda kalmasıyla tabir-i caizse Pamir’in ruhundaki can pazarı karışıverdi. Pamir’in operasyonu kurtarmak için sürekli olarak Naz’ın ailesinin içine çekilmesi Pamir’i çok ağır bir ikilemde bıraktı : Aile olmanın huzuru, terk edilme korkusu. Şimdi kim olsa huzuru seçer derdim ama bu Pamir için geçerli değil. Daha küçücük yaşında yaşadığı şeyler o kadar ağır ki Pamir sevgiden, sevilmekten korkar hale gelmiş. Bu gayet normal önce annesinin aldatması, babasının kendini öldürmesi, üstüne de yurda bırakılması Pamir için ayrı ayrı birer travma. Üstüne Naz ailevi kalabalığıyla geldiğinde işler olduğundan da karmaşık hale geldi. Pamir öyle bir sıkıştı ki, elinden gelse kendi ruhunu bedeninden söker atardı ama o sadece kaçmayı tercih etti, her defasında daha kötü yakalanacağını bilerek hem de…

Pamir aslında Naz’ın ailesiyle ilgili durumdan pek rahatsız olmuyordu hatta hoşuna bile gidiyordu ta ki o kelimeyi duyana kadar : “Oğlum…”  İşte tam o anda Pamir’in kafasının içinde alarm çalmaya başladı. Anne kelimesi bile onu çıldırtırken Aynur’un onu öz annesinden bile görmediği şekilde sahiplenmesi, koruması Pamir için çok yabancı bir duygu. Şimdi “İşte ilk kez sevgi görecek, ne bu tavırlar?” diyebiliriz ama öyle değil arkadaşlar. Pamir hayatında anne istemiyor çünkü anne olgusuna dayanamıyor. Aynur korumacılığıyla, sertlik ve şefkatiyle Pamir’in ihtiyacı olan tüm boşluğu dolduracak kadar iyi olsa da Pamir şu aşamada bunu istemiyor. Öz annesinin sevmediği, istemediği bir çocuğu kim niye sevsin ki? Annelik o kadar kolay değil demesi ve o kavrama bu kadar uzak durmasının sebebi kendi öz annesiyken, başka bir anneye nasıl yaklaşsın? Pamir’im tam bu noktada, yoksa her sevgiyle sorunu yok. Hatta bazıları hoşuna gidiyor, özellikle de o ilgi, sevgi Naz’dan geliyorsa o sert adam gidip, yerine sürekli gülen bir oğlan çocuğu geliveriyor.

Pamir aslında kimseye karşı öyle sevgi, fedakarlık gösteren bir karakter değil. Canı nasıl isterse öyle davranıyor. Sadece söz konusu Naz olduğunda işler biraz farklılaşmaya başladı. Sadullah Amir karşısında Naz’ın kendisini koruması çok hoşuna gitti. Daha önce kendini savunurken, şimdi Pamir için azar yemeyi göze alması Pamir için önemli. Burada ciddi ikileme giriyor. Bir yanı Naz onunla ilgilensin, gözünün içine baksın isterken diğer yandan annesiyle geçmişi yüzünden böyle bir ilişkiye girmek istemiyor ve bu çatışmayı içinde yaşarken her zaman korkuları kazandı. Naz “Annem seni sevdi, o senin de annen sayılır…” derken aslında Pamir’in hayatına girmesine hazır olduğunu, ona güvendiğini gösterdi ancak Pamir’in yaraları bu çağrıyı duymasına engel oldu. Peki bu adam neden hem Naz’ı kendinden uzaklaştırırken, yalnız kalınca da bir gözü sürekli telefondaydı? Cevabı basit, sevgi emek ister. Pamir hala Naz’dan emin değil. Annesinin babasını aldatması, sonra da kendisini terk etmesi yüzünden Naz onu seviyor mu yoksa sadece rolünü mü iyi yapıyor anlayamıyor, bu sebeple bütün gece gözleri telefonda, ondan bir arama bekledi ancak Naz aramadı, aramaz da çünkü Pamir’in sürekli ondan kaçmasını çok başka yorumluyor hatta hastalanmasa uzun süre belki de konuşmayacaktı çünkü Naz da sözlere değil hareketlere bakıyor, bu kadar basit.

Naz Alaca bir erkeğin etrafında uydu gibi dönecek bir kadın değil, bu yüzden Pamir’in kendisinden kaçıp, eve gelmemesi sonrasında kendince uzak durma kararı aldı. Buna asıl sebep de Talat’ın “Bekar adam, sıkılmıştır” lafı oldu. Naz her sıkıntısında Pamir’e döndü yüzünü, onunla paylaştı. Ailesinin içine kadar soktu. Bağlanmaktan, sevdiğine zarar gelmesinden korkan biri için bunları yapmak kolay değil. Hadi diyelim görev için yaptı ama annesinin artık Pamir’e de yakın olduğunu söylemesi , annesini korumak için polis olmuş bir kadın için asla sıradan bir durum değil. Naz tüm hareketleriyle karşısındaki adama “SENİ SEVİYORUM” dedi. Pamir’se bunu göremeyecek kadar kör, çünkü onlara bağlanıp kaybetmekten ödü kopuyor.  Bir de şeyden çok korkuyor, Naz’ı koruyamadığı için onu kaybetmekten korkuyor.

Pamir o kadar karıştı ki ne yapacağını bilemez hale geldi. Naz’la diyalog kuramadığı için de sürekli çuvalladı. Bir de üstüne üstlük Naz’ın hayatı riske girince Pamir en büyük kabusunu ayakta yaşadı. O kısacık kurtarma sahnesi aslında Naz ve Pamir’in aralarındaki duygusal ilişkinin boyutunu da gösterdi. Öncelikle Naz sadece Pamir’i aradı, ondan yardım istedi. Yani hayatı riske girdiğinde emniyeti, amirinin değil Pamir’i aradı. Bu da onun karşısındakine ne kadar güvendiğini gösteriyor. Naz orada sıkışmış haliyle kurtarıcısını beklerken Pamir’in gözlerinde bir anlık operasyonu bitirme düşüncesi bile vardı. Talat’a “Gümrükten mi geçsin?” derken, izin vermeyeceğini gösteriyordu diye düşünüyorum. Pamir’in ilk günden beri en büyük korkusu bu operasyonda Naz’a bir şey olmasıydı ve neredeyse en büyük kabusu gerçeğe dönüşüyordu. “Bir daha asla kendini riske atma!” derken sesi titrese de Naz günü kurtarmanın mutluluğuyla ve de Pamir’den onay almanın huzuruyla eve döndü.

Yine de bu meselenin üstünde çok durdular, bakalım…


Naz aslında Yaz olmaktan da, Pamir’le yaşamaktan da gayet mutlu. Hatta hayatı riske girdiğinde bile gülümsemesi yüzünden eksilmedi. Kendi duygularını anladığından beri de  daha da yaklaştı Pamir’e, sırtını dayadı. Bunu hastalandığı anlardaki tavırlarından da çok rahat anlayabiliriz diye düşünüyorum. Naz hastalanınca Pamir’in onu duşa sokmasıyla başlayan yakınlaşma ikisinin de birbirlerine olan hislerini anlamamıza yardım etti. Öncelikle daha önce ilişkisi olmamış, odasının kapısını kilitleyen bir kadın kolayca bir erkekle hasta bile olsa duşa itiraz bile etmeden girmez. Hadi diyelim başta kendinde değil, sonrasında istemez. Naz yere çöküp arkasını dönmesini isteyebilirdi ama tam aksine sığındı. Gitmesini de, yalnız kalmayı da istemedi. Burası çok önemli, yukarıda yazdığım gibi Naz duygularını çoktan kabul etti. Pamir’in o anda Naz’a oldukça merhametli ve dikkatli yaklaşması da aslında Pamir’in duygularının yansımasını ortaya koydu. Bunu bölümde üç kez gördüm. İlki Naz’ı tırdan aldığında, ikisi ikincisi duşta Naz’ın yanında dururken onun özel alanını ihlal etmeden üşümesin diye sarılmasında ve merhametlice saçlarını okşamasında gördüm.

Pamir’in Naz’la ilgili hislerini en iyi anladığım üçüncü durumsa Naz’ın odasında oldu. Naz biliyorsunuz kapıyı kilitlemediğinde korkan, uyuyamayan bir kız ancak hastalandığında Pamir’in adını sayıklayarak ellerini tuttu. Ve korkmadan uyudu. Uyandığında panik olmadı, hoşuna gitti çünkü en ihtiyacı olduğu anda sevdiği İnsan yanı başında sabaha kadar bekledi. Naz’a annesi ne demişti hatırlıyor musunuz? Sevdiğinin söylediklerine değil, yaptıklarına bak diye. Naz, Pamir’in sevgisinin, ilgisinin aşkının farkında ancak kendisine adım atmamasını kabullenemiyor. Bu sebeple her defasında bunu yüzüne çarpıyor ama nafile. Adam bir adım fazladan atmadı. Halbuki o bir adım atsa Naz ona doğru koşmaya başlayacak ancak Pamir henüz bunları kabul edecek vaziyette değil.

Pamir geçmişin acılarıyla öyle iç içe geçmiş vaziyette ki tamamen kontrolünü kaybetti. Aynur’a anne demesi istendiği anda da artık Pamir için kırmızı alarm demekti. Tüm korkuları vücudunu sararken o her şeyden kaçmak isterken Naz’a tosladı. Pamir daha önce bu kabusları yaşarken Naz’dan kaçmadı ama artık o yaralar öyle görülür hale geldi ki; Pamir’in anlatmasına gerek kalmadan Naz anladı. Seven anlar çünkü acıyı görür. Halbuki Pamir izin verse o yaralar teker teker sarılır ancak Naz’dan emin olamadığı için onu geçmişinden de beter edecek duygulardan kaçıyor hatta Naz’ın dediği gibi “Kendisinden, iyi bir şeyler hissetme ihtimalinden” kaçıyor. Naz esas meselenin aile olma duygusu olduğunun farkına vardığında karşısında Pamir’in demirden inşa edilmiş sarsılmaz duvarlarını buldu.  O kadınların yanına gitmek istemesindeki tek sebep bu. Orada ne Pamir ne de Levent olması gerekmediği için yine acılarını erteleyecekti. Yıllardır yaptığı bu zaten. Kaçıyor, reddediyor ve daha sonra üstüne bir avuç toprak atıyor. Oldu bittiye getiriyor ancak bu defa pabuç pahalı. Naz karakteri gereğince sevdiklerinden vazgeçen, pes eden bir yapıya sahip değil. Aksine onların üstüne gitmeyi kendine ilke edinmiş ki Pamir belki de olası mutluluklarını mahvedecek o hamleyi yapacaktı. Eğer Naz izin verseydi….


Naz, Pamir ve Zeynep’i görünce aksiyon aldı da bence orası çok da kıskanma üzerine olmadı diye düşünüyorum. Pamir’in kaçmasına zaten izin vermeye niyeti yoktu. Zeynep’in olaya dahil olması, Pamir’in kendinde olmaması gibi etkenlerle karşısındaki adamı çekti, öptü. Buradaki hareketin birçok sebebi vardı ve bence en önemli sebeplerinden biri de Pamir’e duygularını göstermekti diye düşünüyorum. Erkekler bazen kalın olabildikleri için anlamayana anlattı bu durumu ki Pamir’in de karşılık vermesi bu gizli aşk ilanının karşılıklı olduğunu konuşmadan, bakarak, bedenleri ve bakışlarıyla anlattılar. Bir aşk sözsüz dile geldi, Pamir’i o korkan, kötü ve umutsuz ruh halinden çıkarıp yeniden Naz’ın yanına çekti. Hayata döndürdü. Aynı şekilde Naz da Pamir’in ona karşı olan tavrının aşkla alakası olmadığını tek hareketle göstermiş oldu. Bir aşk daha güzel nasıl anlatılırdı ben bilmiyorum ama böylesi çok şairene oldu, onu biliyorum…

Bu hafta yazımı bitirmeden söylemek istediğim bazı şeyler var. Ben aslında bu yazıyı çok heyecanla yazmak isterken ne yazık ki hüzünle oturdum başına.
Gizli Saklı benim nazarımda bu yazın en renkli, en tatlı işiydi. İçinde tüm renkleri vardı, siyahlar, griler yoktu. Bu ülkede ne yazık ki Gizli Saklı tadında işler sadece dijital platformlarda rağbet görüyor. Televizyonda izlenmesi içinse tecavüz, zorbalık, kadına, hayvana şiddet olmalı. Romantik komedi olduğunda bile diziler ayakta kalmak için ilişkilerin içinde fettan üçüncü kadınlar ya da erkekler, entrikalar, sevdiği kadını sürekli aşağılayan ama gün sonunda o kadının peşinde koştuğu adamları senaryosunun içine yerleştirdi. Aşk olunca mutlaka üçüncü kişiyi araya sokmak isterler mesela ama aşkın çatışması kendi içerisindedir. Adam kadının resmine bakarak hayallere dalmamalı ya da kadın sevdiğinin resmini kıskançlık hırsıyla,sinirle yırtmalıydı. Aşkın bu haline bayılır bizim teyzelerimiz. Halbuki aşk böyle değildir illa bir rakip gerekmez ama o zaman da seyirci izlemez değil mi? Senelerdir Ayşe, Fatma teyze dediğimiz ev hanımları, 5000 hane hepimizin ne izleyeceğine karar verir oldu. Renkleri sevmez bu insanlar, gökkuşağı bile onlara nefret çağrıştırırken rengarenk bir kelebeği neden izlesinler değil mi? Şimdi birçok insan neden bitiyor diye atıp, tutacak. Senelerdir bu işi yapan biri olarak şunu söylüyorum : Gizli Saklı tüm karakterleriyle, oyuncularıyla, anlattığı konuların nahifliğiyle harika bir diziydi. Kusuru ana akıma hizmet edememesi oldu. Ancak ayakta kalmak için, renklerini feda etmedi. Bu sebeple bile saygıyı hak ediyorlar.

Son olarak da ömrümde ilk kez bir duş sahnesinde sırf çift var diye cinselliği basarak sahnenin duygusu öldürülmedi. O sahne bu yılın değil bence bugüne kadar benzer nitelikte çekilen sahnelerin en iyisi oldu. Yazana, yönetene ve oynayan canlarımı tebrik ederim.
Bu haftalık da benden bu kadar, haftaya yeniden görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Evim Sensin (Gizli Saklı, 5.bölüm)

Yazar : Şeyma BULUT

Mucizelere inanır mısınız? Ben çok inanıyorum ve bu hayattaki en büyük mucizenin de aşk olduğunu düşünüyorum. Düşünsenize aşk dışında hangi duygu insanın ruhunda devrim yapabilir? Hiç biri yapamaz. Aşksa öyle bir yerleşir ki insanın hayatına o gelmeden önce ne yaptığını bile unutursun. Hayatın boyunca dört duvar arasında yalnız kalmışsındır ama bir neşeli sese hasret kalır, ne yapacağını bilemez hale gelirsin. Pamir hayatının belki de en değişik zamanlarını yaşıyor. Aklına sorsanız tüm sorunların sebebi olarak göreceği bir kadının gülüşünü, sesini özler hale geldi, kendisine güvensin diye ellerini bırakmaz oldu. Bu aşkın mucizesi değil de nedir, siz söyleyin.

Pamir Ulaş, onu ilk tanıdığımızda sinirli, soğuk, kimseye güvenmeyen, işi hayatı olmuş, geri kalan hiç bir şeyi de önemsemeyen bir adamdı. Gizli polis olarak, tüm hayatı yalan dünyaların içinde geçiyor ki bence bu durum Pamir için bir kaçış noktası. Pamir kendinden kaçıyor ve bana sorarsanız sırf bu sebeple de polis olduktan sonra çalışma alanını gizli operasyonlar üzerine kurdu. Çünkü orada sorumluluk yok, geçmiş yok, yepyeni bir hayat var ve istediği an o hayatı bırakabilir. Orada Pamir olmasına gerek yok. Bir gün Levent Güneş bir gün mafya babası bir gün de kaçakçı olabilir ancak asla kendisi olmak zorunda değil. Hatırlarsanız ilk bölümlerde de zaten Naz’la hep Levent olarak konuşuyordu. İlk bölümde de onu hep yalnız bir adam olarak gördük. Ancak Naz onun hayatına gürültülü bir şekilde girdiğinden beri istemese de Pamir olmak zorunda kalıyor çünkü karşısındaki kadın onu buna mecbur bıraktı. Pamir babası öldükten sonra nasıl bir hayat kurdu, annesiyle ilişkisi ne hale geldi bilmiyorum ama bugüne kadar yalnız olmayı kendine düstur edinmiş diye düşünüyorum aksi halde mesleği dışında da bir hayat belirtisi verirdi ancak şimdilik öyle bir şey görmedik. Naz tüm gürültüsüyle onun hayatına girdi ve yavaş yavaş tüm köşelerini zapt ediyor. İşin daha da güzel yanı ne biliyor musunuz? Tanıştıkları ilk günlerde “Pamir yok, Yaz ve Levent var!” diyen adam yavaş yavaş karşısındaki kadına Naz demeye, onun için çabalamaya başladı.

Pamir’in Naz için çabalamaya başladığını düşünüyorum ki bunun en bariz örneği de Pamir’in operasyonda kurdukları yalanı Aynur’a da söylemesiydi. Açıkçası Pamir orada ikisi adına da büyük bir risk aldı çünkü Zeynep’in o telefona bakması Naz’ın ihmaliydi ve bu tip görevlerde ihmalin sonuçları çok ağır olur. Naz farkına varamadı ama Pamir hem operasyonu hem de Naz’ı kurtardı. Yatak odasında girdikleri arbede sahnesinde çok önemli bir ayrıntı daha vardı : Pamir, Naz’ı sakinleştirirken, onun hayatına bodoslama dalarken de önce operasyonu değil Naz’ı düşündü. Aksi halde amire söylerdi ancak bunu yapmadı. Naz’ı istediği kıvama getirince de oyuna kaldığı yerden devam ederken Naz’ın annesinin karşısına tereddütsüzce çıkmayı kabul etmesi bile Pamir’in değişen run halinin ispatı bence.

Pamir bu hafta beni çok şaşırttı, ne yalan söyleyeyim? Aynur hususunda, onu kandırabileceğine inanması normal ama Naz ailesinin karşısında küçük duruma düşmesin diye girdiği çaba takdire şayandı. Pamir’in yaptığı bu hamle aslında Naz’la arasındaki duvarların da yavaş yavaş yıkılmasına neden oldu. Tarık’a yalan söylerken, kendi yarattıkları psikolog Yaz’dı önemli olan ama aynı yalanı gerçek Naz’ın annesine de söylemek zorunda kalınca Pamir Naz’ı da tanımak için harekete geçti yani daha doğrusu uzun zamandır kolladığı fırsatı yakaladı. Naz, Yaz’ın aksine acıları olan, ailesine düşkün, onlar söz konusu olunca o polisin yerinde endişeli, kırılgan bir kadın olduğunu gördü. Ayrıca karşısında da oldukça utangaç birini buldu. Naz, Yaz karakterinin ardına sığındığında Pamir’in karşısında dişi bir kaplana dönebiliyorken, gizli çocukluk yaralarıyla ilgili “Karı kocayız ya, görmüşümdür” dediğinde bu kadarı fazla diyerek kaçarken bir yandan da bu adamla ilk kez Naz ve Pamir olarak konuşmanın mutluluğu yüzünden okunuyordu. Bu arada tabi ki bir ufak ayrıntı da gözüme çarpmadı değil : Pamir, Naz’ın bir bakıma antidepresanı oldu.

Aynur’un olaya dahil olmasıyla panik atak krizleri geçiren Naz, Pamir’in desteğiyle oyuna devam etmeyi başarsa da yemek masasında hala çok gergin ve tedirgin olduğunda Pamir olmasa belki açık bile verebilirdi. Daha önce Tarık onlara tuzak kurduğunda Naz’a sarılarak, saçlarını öperek onu sakinleştiren Pamir, yine aynı yöntemi kullanırken Naz da yavaş yavaş sakinleşti. Ne hikmetse Naz Pamir ona her adım attığında pamuğa dönüyor. Bütün bunlar başlayan bir aşkın ayak sesleri arkadaşlar. O ses artık o kadar güçlendi ki bizim kulaklarımızda, Naz ve Pamir’in de kalplerinde çalıyor.

Ooo yazar hanım abartma dediğinizi duyar gibiyim ama şimdi anlatacaklarıma kulak verin bence, anlayacaksınız. Pamir ve Naz Aynur’a doğru yola çıkarken Pamir, annelerine anlatacakları hikayeyi anlatırken bir şey dikkatinizi çekti mi? Hikayede anlattığı çift bir kelepçeyle birbirine bağlanan, bir daha ayrılmayan, birbirini tamamlayan bir çiftti. Pamir bunu anlatırken, Naz’ın elini kendi dizine koydu ve aslında bu da beden diliyle yakınlığını göstermeye çalıştığının işaretidir. Naz panik halinde anlamasa da Pamir yavaş yavaş Naz’a kapılıyor ve onun için istemsizce asla yapmayacağı şeyleri kendiliğinden yapıyor. Kız isteme, çeyiz alışverişi, kına derken operasyon ve mesleğini bile riske atmaya başladı. Naz şu an bunların hiç birinin farkında değil çünkü onun tek dayanağı annesi ve o annesinin hayallerini yıkmak üzere olduğunu düşündüğü için büyük bir vicdan azabıyla baş başa kaldı.

Naz’ı bu bölüme kadar başarılı, yetenekli bir polis olarak izledik. Bu operasyon onu birçok şeyle sınadı ve sınamaya devam ediyor. Ancak ilk kez Naz en kıymetlisiyle sınanıyor ve bu ona çok ağır geldi. Bir yanda ilk operasyonu olduğu için bırakıp gidemez çünkü kariyeri buna bağlı. Diğer yanda içinde ne hissettiğini bir türlü anlayamadığı Pamir var, onun çekiminden çıkamazken bir türlü kendini içine girdiği duygudan da kurtarmıyorken, diğer tarafta da babasını kaybettikten sonra da kalp kalbe vererek yaşadığı annesine yalan söylemek zorunda kaldı. Naz belki de hayatında ilk kez bu kadar çıkmazda ve annesine yalan söyledikçe iyice delirme noktasına geldi.

Aynur Alaca, bilindik Türk annelerinden değil, öyle görünse de ben oldukça empati yeteneği gelişmiş bir insan olduğunu düşünüyorum. Öyle ki Naz’da bir şeyler olduğunu fark etti. Bir anne olarak evladının sıkıntısını, arada kalmışlığını fark etmesi uzun sürmedi ama beni etkileyen kısım bu değil. Biliyorsunuz bu tip gizli evlenme meselelerinde genelde aile tüm suçu çocuğa atar, asla kendinde suç aramaz ama Aynur’cuğumuz öyle davranmadı. “Ben seni çok mu sıktım kızım?” dedi. Yani aslında Aynur kızının kendisinden kaçmak için evlendiğini sorgularken aslında suçu kendisinde arıyordu. Bu da Aynur’u klasik annelerden ayıran bir özellik diye düşünüyorum. Aynur için iki önemli mesele vardı : İlki kızının neden evlendiği, ikincisi damada güvenebilir mi? Aynur Naz’a Levent’i seviyor musun diye sorduğunda, Naz’ın cevapları oyun, durumu idare etmek için verilmiş cevaplar değil, gerçeğin ta kendisi diye düşünüyorum. Naz Pamir’i hem seviyor, hem de güveniyor. İşte bu kadar basit, aynı şekilde Pamir de Naz’a çok değer veriyor ki sanki gerçekten evlilermiş gibi Aynur’un gönlü olsun diye girmediği şekil kalmadı.

Kız isteme sahnesi benim için çok eğlenceli ama aynı zamanda birçok durumun açığa çıktı özel bir andı. Öncelikle Pamir sanki gerçekten Naz’ı isteyecek gibi kıyafetine özen gösterdi, çiçek aldı, Naz’a prenses gibi davrandı, Aynur’un her nazını çekti. O anlarda Pamir çok şaşkın Naz’sa çok mutluydu çünkü Pamir artık Naz’ın dünyasına adım attı. Naz’ın yumuşak karnı ailesi ve Pamir resmen Levent olarak da olsa artık aileye girdi diye düşünüyorum. Pamir bir şekilde Aynur siteye gelmek zorunda kalırsa diye kendini Levent olarak tanıttı kanaatindeyim. Operasyonu düşünerek hareket etti bence. Yine de o sıcacık aile ortamı Pamir’e iyi geldi, hissediyorum. Bu yalan meselesi   ileride ciddi sıkıntılara sebep olacak olsa da Pamir için güzel bir durum olduğunu da inkar edemem. Belki de hayatında ilk defa aile ortamında bulundu ve yazının başında dediğim değişim de tam olarak burada yatıyor. “Tatlı çift olayları, mutlu aile sofraları bana göre değil” diyen Pamir’den kız istemeye getirdiği tatlı için kavga eden, tuzlu kahve içtiği için mutlu olan, rol yapması gerekmediği yerde bile Naz’ı nahifçe öpen bir adama dönüştü. Pamir’i ne görevi, ne de bir başka insan bu kadar değiştiremezken, Naz’ın değiştirmesi aşkın değiştirici ve iyileştirici gücü, altında başka bir sebep armaya gerek yok.

Naz parça parça Pamir’in ruhunu ele geçirirken aslında onun hayatında büyük bir yeri kapladı. Pamir, doğruluk mu cesaret mi oynarken “Yaşadığım yer bina değil ev artık” demişti ki bence orada safça hislerini söyledi. Naz annesinin yanında kalırken eve geldiğinde, aslında kavuşmak istediği sessizlik onu bekliyordu ancak Pamir artık bunu istemiyor. Naz’ın hayat dolu neşeli sesi, gülüşü, sabahları patır patır kahvaltı hazırlaması, akşam mutfakta kıra döke kahve yapmasına alıştı, Pamir. Bu yüzden koltuğa oturup, Naz’ı aramayı düşünürken Naz arayınca “Bu ev sensiz eksik” cümleleri istemsizce ağzından dökülüverdi. O bir anlık boşlukla kalbinden ne geçiyorsa söyledi Naz’a ama hala kendini birine teslim edecek kadar güvenmediği de aşikar. Anne travması kolay geçeceğe benzememekle Pamir’in birden değişmesini de bekleyemeyiz. Evet değişiyor ancak bazı sorunları atlatması zaman alır zaten Naz üstüne gidince ona hemen “Yaz” demeye başladı ve kaçtı. Pamir, ne zaman Naz’a Yaz dese anlıyorum ki kaçmak istiyor ancak çoktan kıskıvrak yakalandı, haberi bile yok.

Aşktan kaçamaz insan, hemen yakalanıverir. Kaçmaya çalıştıkça daha çok tutsak olursun, daha çok bağlanırsın çünkü gelen o his zihnini, kalbini ele geçirir. Bu sebeple aşık olduğun insanın her sözü, her hareketi çok önemlidir. Naz, Pamir’e herkesten fazla güveniyor ancak Pamir denese de Naz’ın ağzından o istediği cümleleri duyamadı. Aslında bakınca duygusal anlamda Naz’ı görebiliyorum ama duymuyorum. Çünkü Pamir karşısında hep davranışlarıyla belli etse de henüz söz olarak bir şeyleri itiraf etmedi. Belki Zeynep meselesinde olabildi ama orada da Yaz karakterinin arkasına saklanınca durumu idare etti. Halbuki Pamir defalarca kez ağzından kaçırdı. Hele de evin Naz olmadan bir şeye benzemediği, Pamir’in Naz’ı evi, hayatı olarak gördüğünün bariz işaretiydi. Peki Naz neden Pamir’e bir şeyler söylemiyor? Sebebi çok bariz değil mi? Karşısında kim var bilmiyor. İlk kavgalarında “Yalan senin yaşam şeklin” demişti. Nasıl güvensin de aynı şekilde kendini belli etsin, edemez ama sözleriyle söylemese de her hareketiyle belli etmekten de kendini alıkoyamıyor. Aynur’un istekleri hususunda Talat ve Çiçek de çok söylendi ama Naz umursamadı. Ancak Pamir söylenince kırıldı, üzüldü. Çünkü Pamir’e bakış açısı, diğerlerinden çok farklı olduğu için en kıymetlisi hakkında Pamir’in söz söylemesi, Naz’ı incitti. Sahildeki konuşmalarında, Pamir’in artık Naz’la empati yaptığını, Naz’ın da karşısındaki adama güvenmek için yollar aramaya başladığının ispatıydı. Terapi sahnesinde Naz, Pamir’in kendisiyle empati yapmadığını söylemişti. Naz olayları kendi açısından anlatınca Pamir onu anlamaya, Naz da Pamir’e gerçekten inanmaya başladı. Onlar artık aynı yolu zorunluluktan değil isteyerek yürümek zorundalar ve bu yolda birbirlerinden başka kimseleri yok.

Naz ve Pamir içine düştükleri durumu toparlamaya çalıştıkça işler daha da karmaşık hale geldi. Aynur’un düğün için elindeki son tarlasını satması Naz’ı çok daha büyük bir sıkıntıya sokarken onun ruh halini bu defa sadece Pamir gördü. Ellerini sımsıkı tutarken, Naz’ın sevgili olarak henüz güvenmese de Pamir’in varlığından güç aldığını söyleyebilirim. Pamir dedi ya, biz birbirimize bağlandık diye, bence tamamen birbirlerine karıştılar. Aradaki bağ her geçen gün kuvvetlenirken Pamir ve Naz olarak karşılıklı ne zaman kendilerini aşka bırakırlar, onun da an meselesi olduğunu hissediyorum.

Pamir bir yanda Naz ve ailesini idare ederken, operasyon da tam gaz devam etti. Tarık’ı istedikleri noktaya çekerken, kendi koydukları ses kayıt cihazının ortaya çıkması karşılıklı sert bakışmalarla bölüme veda ettik. Bence Pamir burada “Bana tuzak mı kuruyorsunuz?” manevrasıyla kurtulacak ama senaristimiz ne düşünüyor? Onu da bölümde göreceğiz.

 

Bu haftalık da benden bu kadar ancak değinmek istediğim birkaç husus var. Ben bu hafta diziyi izlerken o kadar çok güldüm ki şu sıkıntılı günlerde bana ilaç gibi geldi. Dizinin hikayesi gerçekten çok başarılı ilerliyor ve şu andaki diziler içerisinde Gizli Saklı senarist Şahin Altuğ ile diğerlerinin arasında kalitesiyle parlıyor. Özellikle polislik gibi eril dile çok rahat kalabileceği bir mesleği anlatmalarına rağmen buna özen göstermesi, cinsiyetçi tek bir kelimeye bile rastlamamak bana çok iyi geldi. Dizide öne çıkan kadın ve erkek karakterlerin eşit olması özellikle hoşuma giden diğer bir ayrıntı oldu. Aşkın, sevginin nahifçe anlatılması, Pamir’in mesela Naz’a sarılırken kıyafetinin üstünden dokunması, aşkın duygusal kısmına daha çok yer verilmesi ayrıntıları için Şahin Altuğ’a ayrıca teşekkür ederim.

Diğer yanda dizinin castı da parıl parıl parlıyor. Bu hafta özellikle Sinem Ünsal ve Şebnem Sönmez’ in anne kız sahnelerine ayrı şapka çıkardım. Tek bir mimik bile kaçırmadan sahneyi aldılar, götürdüler. Halit Özgür Sarı’nın nasıl iyi bir dram oyuncusu olduğunu biliyordum. Diriliş Ertuğrul, Şampiyon ve Kardeşlerim’le buradaki başarısını ispat eden, müthiş yetenekli bir oyuncu ama komedi de oldukça başarılı bir performans sergiledi. Pamir karakterine üflediği ruhla her hafta izleyenlerden tam not alıyor. Pamir ki çok değişken bir karakter olmasına rağmen Halit’in sakin, yormayan ama güçlü aktörlüğüyle idol karakterlerden olma yolunda ilerliyor. Bunları zaten haftalardır söylüyorum ama bir şey diyeceğim : Bülent Emrah Parlak ve Bala Atabek duosu kimin aklına geldi? Getirin bana onu, alnından öpeceğim. Bülent Emrah Parlak Çok Güzel Hareketler’den beri komedyenliğine hayran olduğum bir oyuncudur ama burada Bala Atabek demek istiyorum. Kendisine bayılıyorum ve umarım Çiçek bizimle çok uzun süre kalır. Sahnelerdeki replikler kaliteli ancak oynayan oyuncular da muazzam arkadaşlar. Komedi alanında ülkenin önde gelen oyuncularından olan Şebnem Sönmez, Şinasi Yurtsever, Bala Atabek, Bülent Emrah Parlak, Tardu Flordun ve tabii ki Halit Özgür Sarı’yla Sinem Ünsal’ ın bir araya gelmesiyle müthiş bir cast ve güçlü senaryosuyla güzel bir dizi ortaya çıktı. Umarım Gizli Saklı uzun süreler bizimle olur.

Bu haftalık da benden bu kadar arkadaşlar, yeni bölümde görüşmek üzere. Herkese mutlu bayramlar diliyorum, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Seni Kaybedemem (Gizli Saklı, 4.bölüm)

Yazar : Şeyma BULUT

Biliyor musunuz her insanın içinde taşıdığı bir korkusu vardır. Hiç bir şeyden korkmadığını söyleyen, en cesur insanlar bile bir şeylerden korkarlar. Asıl mesele insanın taşıdığı korkuyu nasıl halledeceği hususunda başlar. Pamir bu hayatta görüp, görebileceğiniz en cesur adamlardan, henüz bir fobisine rastlamadım ama çok derinlerde iki korkusunu gördüm : Aldatılmak ve kaybetmek.

Pamir Ulaş’la sır perdesini bu hafta biraz daha aralarken düşündüğüm tek şey : Naz’ın bu adamın duvarlarını o kadar kolay aşamayacağı oldu. Pamir çok zor arkadaşlar ve ben başlarda biraz kızsam da onun dumanları ardındaki çukurlar görünmeye başladığında kızgınlığım da yavaş yavaş yerini üzüntüye bıraktı. Pamir aslında iki yönlü bir insan. Bir yanı tamamen mantığıyla hareket eden, iş odaklı ve operasyon bitince kendince Naz’ı bir daha asla görmeyeceğini kendine hatırlatan Pamir diğer yanı da Naz onun üstüne düştükçe çocuk gibi sevinen, mutlu olan Pamir’den ibaret. Pamir karakter olarak hep gizli kalmayı, sorunlarını kendi içinde yaşamayı alışkanlık edinmiş, kimsenin onunla ilgilenmesine bağışıklığı olmayan yalnız bir insanken Naz birden bire o farkına olmasa da ruhuna sızmaya başladı. Pamir şimdilik bu durumun farkında değil ancak anladığı anda yani daha doğrusu kendisinin de Naz’a kapıldığını anladığında ya içindeki saklı adamı ona gösterecek, ya da çok yıpratacak gibi duruyor. Bana soracak olursanız bu iki durum da aynı anda gerçek olacak çünkü Pamir Naz’dan kaçmıyor aksine onun üstüne gidiyor.

Peki Pamir gibi kendine güvenen, kadınların ilgisini bu kadar kolay çeken ve çapkın bir adam neden Naz’ın bir şeyler söylemesini sağlama çabasında? İşte bunu önce bir deşmemiz lazım. Pamir inatla Naz’ın aşka bakış açısını, ilk aşkını merak ediyor. Yakaladığı her fırsatta da bunu sordu. Kafasını yardıktan sonra Naz’ın aşka inancını sorgularken doğruluk mu cesaret mi oynarken ilk aşkını sordu. Aslında içten içe Naz’a kapıldı ve onun aşka bakışını, daha önce kime aşık olduğunu merak ediyor ancak Naz da o kadar kolay lokma değil. Pamir bunu ilk sorduğunda safça cevap verse de ikincisinde Pamir’i kendi silahıyla vurdu. Aslında orada soru Pamir tarafından Naz’a sorulsa da, Naz cevabı Yaz olarak verince Pamir için sır perdesi olduğu yerde kaldı. Bu sebeple ben Pamir’in Naz’la bir ilişki ihtimalini çok da reddettiği kanaatinde değilim ancak aradaki güven sorunu Naz ve Pamir’in geleceğini neredeyse imkansız hale getiriyor. Naz, Pamir’e her şeyiyle güvenip, sırtını dayamasına rağmen Pamir’in ona asla güven duymaması belki bugün değil ama yakın gelecekte ciddi sorunlara sebep olacaktır.

Pamir insanlara, özellikle de kadınlara asla güvenmiyor. İlk bölümlerde size bu kadar anne anne demesi normal değil, altından bir şeyler çıkacak demiştim. Kimsenin anneye bu kadar takıntılı olması sebepsiz olamazdı ki olmadı da. Pamir anne meselesine çok takıntılı çünkü annesi yüzünden yaşadığı ağır bir travması var. Pamir babasını annesi onu aldatınca kaybetti ve büyük ihtimalle o günden beri de hayatına tek başına devam ediyor. Zeynep ve Tarık’ın konuşmaları da çocukluk travmasını tetikleyince içindeki karanlık birden ortaya çıktı. Naz’a anında tavrını değiştiren Pamir, onun gitmesini isterken aslında Naz’a zayıflığını göstermek istemedi. Bu sebeple orada olabildiğince kaba davrandı ancak Naz iki bağırdı diye Pamir’den geçecek bir kadın çünkü artık içten içe Naz da Pamir’in bir sorunu olduğunu biliyor ve onu yalnız bırakmak istemediğini düşünüyorum.

Pamir çok zor bir ikilemde kaldı. Annesi, babasını aldattığı için o kadınlara güvenmeyen bir adam ancak Naz onun koyduğu tüm engelleri tek tek aşıyor. Pamir bırakın gündüzü, geceleri bile huzurla uyuyabilen biri değil ve büyük ihtimalle de tüm hayatı böyle geçti. O sıkılır, geçmişi aklına gelir, kabus görür, uyanır ve tek başına biraz hava alıp bugüne döner. Pamir Ulaş’ın rutini bu şekilde ama Naz o o rutini bozmaya niyetli ki bozdu da. Pamir kabusundan kalktığında karşısında ilk Naz’ ı gördü, ona bir şeyleri anlatmadı ve evden çıktı gitti belki ancak Pamir belki de ilk kez bu kabuslarından biri sayesinde uyandı ki Naz da artık Pamir’in en büyük kabuslarından bir tanesine dönüştü. Pamir annesiyle ilgili kabusunu uyurken yaşasa da Naz’a bir şey olacağı kabusunu canlı canlı yaşıyor. Kadınlara değer vermeyen güvenmeyen adamın en büyük iki kabusu bence en değer verdiği iki kadınla ilgili olması da çok şairane değil mi?

Pamir içten içe Naz’a güvenebileceğini bilse de annesiyle yaşadıkları buna şimdilik engel olduğundan zor anlarda kaçmayı tercih etti. Eve dönünce Naz’a hesap vermek zorunda olacağını da, sözde karısının ona meraklıca sorular soracağını biliyordu ancak Naz’ın onun peşinden gideceği aklının ucuna bile gelmedi. Naz üzerinde pijamaları, adım adım Pamir’i takip ederken neredeyse saldırıya uğurluyordu ancak o anda bile tek düşüncesi Pamir’in izini kaybetmemekti. Pamir evde bir meraklı beklerken, peşinden gelen bir kadın görünce hem şaşırdı hem de çok mutlu oldu diye düşünüyorum çünkü Pamir Naz’a tutuldu arkadaşlar da kendisi henüz farkında değil. Oyun oynarken “Yaşadığım yer taştan bina değil, ev oldu” derken doğru söylüyordu. Naz Yaz olarak da olsa Pamir’in yalnızlığını bitirdi ve Pamir’in Naz’a bir türlü göstermediği kalbine girdi.

Pamir ve Naz ilişkisi bu şekilde gelişirken, operasyon da ilerledikçe işler iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. Tarık ve Naz’ın artık birlikte çalışacak olması özellikle büyük bir adım olsa da Naz için de büyük bir risk taşıyor. Zaten o da nasıl korkuya kapıldıysa hemen Pamir’i aradı ancak Pamir ona isteyerek ilk arkasını döndüğünde yanında Tarık’ı gördü. Bu sebeple ne olursa olsun Naz’ın artık hata yapma lüksü yok ve ne yazık ki bu görevde onu koruyacak bir Pamir de burnunun dibinde değil. Yine de Naz’ın yanan eline bile tahammül edemeyen Pamir bir şekilde onun orada güvende olmasını sağlayacaktır çünkü kahramanlar böyle yapar.

Pamir her ne kadar göstermese de Naz’ın kahramanı oldu. Naz karşısındakinin kendisine güvenmediğini düşünüyor ancak kendisi herkesten çok ona güveniyor. Hatta onu öyle kodladı ki çaldığı oyun kartındaki kahraman bütün kadınların gözdesi ve bir tek prensesi kurtaran kahramanın olduğu karttı. Naz şimdilik itiraf edemese de Pamir’e aşık oldu ancak Pamir ona güvenmediği, kalbini göstermediği ve Naz olarak onu kabul etmediği için kendini geri planda tutuyor ancak bu durumu uzun süre devam ettiremez. Özellikle de Zeynep sayesinde Naz’ın Pamir’in karşısında duygularını uzun süre sır olarak saklayamayacağına eminim ki ilk açığı da çok kötü şekilde verdi : Seni ben değil Yaz kıskanıyor.

Pamir aslında bu rol icabı kıskançlık yalanının tek kelimesine bile inanmadı. Oyunun mucidi o, yer mi? Yemedi ve artık Naz’ın kendisine karşı duyguları olduğundan emin ancak kadınlara olan bakışı yüzünden bunu Naz’a söyletmek istiyor ve sanırım bu çok yakın bir zamanda gerçekleşecek. Tarık’ın kızı Zeynep’in Pamir’e olan ilgisi, Naz’ı şimdilik çileden çıkarmaya yetti de arttı bile. Zeynep şimdilik babasına inat yapsa da Pamir’le ilgilenmeye de devam edecek diye düşünüyorum ve bu durumda Naz’ın Yaz olarak kalabilmesi de pek mümkün görünmüyor. Daha ilk tanıştıkları anda Naz ve Zeynep arasında çakan şimşekler Naz ve Pamir’in arasında da bir ateş yanmasına sebep olacak.

Hep diyorum ya Pamir şimdilik kaçma noktasından çok uzakta diye, aslında bu kıskanma evreleri bunun en bariz ispatıydı. Naz kıskandıkça Pamir aşka geldi. Hatta Naz’ı bu kıskanma meselesini itiraf etmesi için baya zorladı ancak Naz o kadar kolay teslim olmayacak gibi duruyor. Zaten şu aşamada Pamir’e dökülürse bizim paşamız bu durumu zaten zafere çevirir çünkü hala Naz’a Yaz diye seslenip, gerçeğinden uzak durmak gibi bir çabası var. Ancak Naz’ın aynı oyuna başvurması iyi değil çünkü artık Pamir her şeyin net olarak farkına vardı, Naz tarafından kıskanıldığınım ve dahi önemsendiğini görüyor.

Naz ve Pamir arasındaki kıskançlık oyunu basit bir şekilde gülüp, geçilecek bir şey değil çünkü ilerleyen zamanlardaki ilişkilerin de nasıl olacağının fragmanı gibiydi. Barbekü sırasında mutfakta Naz’ın Pamir’e anlattıkları, kıskanan her kadının kocasına, eşine, sevgilisine nasıl tavır takınacağını anlattı ancak Naz bu tanımı yaparken aslında kendisinin de Yaz kılığında Levent’i yani Pamir’i nasıl kıskandığını ve kıskandığında nasıl tavır takınacağını göstermiş oldu ama bu sahnenin önemi burada değil. Pamir ilk kez Naz’la kendisi olarak konuştu : Bunu Pamir’e asla yapamazsın ama Levent’e yapabiliyorsun işte derken, Pamir’in de bu tavırlar karşısında sakin kalmayacağının ipucunu vermiş oldu. Pamir sorgulanmaktan, güvensizlikten asla hoşlanan biri değil ve böyle güvensizlik karşısında büyük ihtimalle sakin kalmayacaktır. Naz’ın açıktan gösterdiği bu güven ve kaybetme korkusu zaten Pamir’in hücrelerine kodlandığı için kendisinden taviz vermeyeceğini gösterse de boşuna kasmasın, verecek arkadaşlar. Hem de gönülden, isteyerek verecek çünkü aşk böyle bir şeydir, insanı değiştirir.

Pamir şu anda farkına varamasa da aslında değişiyor hem de asla farkında değil. Eski Pamir dayı meselesinde ilk verdiği tepkiden çok daha ağır bir tepki verirdi. Ailesinin bu işe engel olduğunu söylerdi ancak tam tersi oldu. Pamir olanca esprileriyle ortamı yumuşattığı gibi, Naz’ın da rahatlatmasını sağladı ama şimdi durumlar daha da karışmak üzere çünkü artık annesi de durumu biliyor.

Dizinin final sahnesi her zamanki gibi bizi yerimize çivi gibi çaktı. Zeynep Naz’ın annesini gördü, onu Pamir’e verdi ve aslında herkes için skandal bir olaya imza attılar. Bu noktadan sonra ne olur bilmiyorum ama herkesin kimliklerini öğrenmesi için erken olduğunu düşünüyorum bu yüzden eğer saçma bir şekilde Zeynep operasyona dahil edilmezse buradan nasıl çıkacaklar? Benim için de merak konusu olacak.

Bu haftalık da benden bu kadar arkadaşlar, haftaya yeniden görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Çok Uzak, Çok Yakın… (Gizli Saklı, 3.bölüm)

YAZAR: Şeyma BULUT

Aşk bile bile tutsaklıktır. Hatta aşk gelmeden bile, artık aşık olmaya başladığını hissettiğin o anda bile buna insan göz yumar çünkü gelen o his, insana verdiği enerji öyle başkadır ki o hissin varlığını dil reddetse bile kalp artık yaşayacağı o tüketen his için hazır ola geçer. Naz ve Pamir de tam olarak bu dediğim noktaya geldiler. İkisi de başlarına gelecek olanı anlamaya başlasalar da şimdilik Yaz ve Levent’in arkasına sığınıp, duygularını gizliyorlar. Gizli Saklı oynamaya başladıkları bu oyun nasıl nihayete erecek bilmesem de Naz ve Pamir’in birbirlerini anlamaları biraz zaman alacak diye hissediyorum. Ancak şimdiki çatışmalarına bakıyorum da anlaşmaları zaman alacak olsa birbirlerine karışmaları an meselesidir.

Aşkla birlikte gelen en güçlü duygu nedir biliyor musunuz? Hatta aşkın, sevginin varlığının da en iyi bu duyguyla ispat edildiğini düşünürüm ben : Koruma içgüdüsü. Naz’ın dayısının ortaya çıkması deyim yerindeyse Pamir’i zıvanadan çıkardı. İlk bakışta o anda Pamir’in Naz’a kızdığını düşündüm ben ama sonrasında durum kendini belli etti. “Yaşaman için” diye bastırırken gözündeki nefret ya da sinir değil korkuydu. Orada kimlikleri ortaya çıksa, Pamir Naz’ı koruyamayacağını düşündü ve doğal olarak da en yakınında gördüğü ve zarar göreceğine inandığı Naz’a saldırdı. Hani hep Levent’im ben diyordu ya aslında o anda her hücresiyle Pamir’di. Naz için çok korkarken Pamir’le ilgili iki küçük ayrıntı da öğrendim: Birincisi hayatında olan insanlara karşı fazla korumacı, ikincisi de o insanlara yalan söylemek istemiyor. Naz’a “Senin ailende yalancı olmayan biri var mı?” derken aslında Naz’ın her gün annesine yalan söylediğini biliyor ve bence buna dem vurdu. Bak senin bir annen, bir dayın var, ailen var ve bu iş için onlara her gün yalan söylüyorsun demek istedi. Aslına bakacak olursanız bir gizli polis olarak Pamir’in hayatı yalanlar üzerine kurulu ancak onun bakışıyla, o sevdiklerine değil işi gereği suçlulara yalan söylediği için bu onun vicdanında yara almasına sebep olmuyor ancak bir noktadan sonra kendini tutamadı ve Naz’a gereğinden fazla yüklendi ama hepsi Naz’ın iyiliği için olmasına rağmen Pamir’in bu korumacı tavrı yüzünden Naz’ın gözünde ona güvenmeyen, azarlamak için bağırıp çağıran bir adam görüntüsüne bürünüverdi ki burada Naz yerinde kim olsa böyle düşünürdü. Ahh ahh bunlar hep ifade eksikliğinden işte.

Naz ve Pamir’in dayı kavgası amirin yanına kadar taşındı ve Pamir orada çıtayı daha da yükseltti. Naz’ın başarısız olduğunu söylemesine rağmen laf her defasında ailesine geldi. Aslında bence Pamir’in derdi başka yerde ve ben yavaş yavaş onu anlıyorum. İlk olarak annesi arıyor, sürekli ailesiyle konuşuyor derken aslında amire “Bak onun bir ailesi, onu düşünen insanları var, bu işten al” demeye çalışırken, Naz olayı doğal olarak kendisiyle ilgili Pamir’in sorunu var olarak algıladı, ailesi de işin içine girince bence Pamir’in kalbini kırdı. Naz bunu isteyerek yapmadı ama karşısındakinin sürekli ailen de ailen demesine de dayanamadı doğal olarak. “Beni düşünen bir ailem var diye suçlayamazsın!” derken Pamir’in oradaki bir anlık bakışından yalnız bir adam olduğu ya da aile ilişkilerinin Naz gibi olmadığı sonucunu çıkardım.

Pamir Ulaş karakter olarak çok zor bir adam ve ben şahsen Naz’a kolaylıklar diliyorum. Pamir kalbinin kapılarını da, duygularını da öyle kolay kolay açmayacak. Daha doğrusu isteyerek açacağını pek sanmıyorum ama farkında olmasa da Naz onun tüm duvarlarını tek tek yıkmaya başladı. Pamir ilk günden bu yana Naz’a “Seni Levent ilgilendirir” dese de baktığında hep ona karşı Pamir’den öteye geçemedi. Naz her hareketiyle Pamir’i kendi olmaya zorladı ama aslında ben Pamir’i anlıyorum. O çok korkuyor biliyor musunuz? Ortağına ne oldu bilmiyorum ama o son ortaklı görevi iyiye gitmemiş, bu çok net ortada ve aslında tek meselesi Naz’ı korumaya çalışmak diye düşünüyorum çünkü Naz tehlikede olmadığı anlarda onunla gayet keyifli bir ilişkisi var. Naz onu mesajlarıyla darlarken, ona kızarken Pamir hep gülümsüyor. Aslında onun en büyük sıkıntısı işler tersine giderse Naz’ın kendisini bilerek tehlikeye atacak olması da olası çünkü Pamir onun canını hiçe sayarak insanları kurtardığını da bildiğinden daha korumacı ancak Naz korunmak istiyor mu? Pamir inatla bunu görmek istemediği sürece bu kadınla sorun yaşamaya devam edecek, benden söylemesi.

Pamir’in gözünde Naz nasıl biri biliyor musunuz? Masum, narin bir prenses. Bakın gerçekten öyle, onun dağınıklığı, annesinin ona ilgisi, heyecanlı halleri yüzünden Pamir onu korurken hatırladığı kahramanlığını geri kalan her yerde unutuyor. Halbuki Naz akademiyi birincilikle bitirmiş, öz savunma konusunda yetenekli, cesur bir polis. Pamir bunu arada unutsa da Naz ona zamanı geldiğinde öyle güzel hatırlatıyor ki ekranın diğer yanına geçip, kadınım ya diye sarılasım falan geldi. Pamir ve Talat kebapçı baskınında neredeyse yakayı ele vereceklerdi ancak Naz öyle bir anda sahneye çıktı ki Pamir’imizin hayran olmak dışında yapacağı pek bir şey kalmadı. Aslında bu kısacık anda Pamir’in Naz’a güven konusunda ya da onun başarısıyla bir sorunu olmadığını gördüm. Aksi olsa bağır, çağır kızardı ama o gülümseyerek ayrıldı oradan. Bence onunla gurur duyuyordu ki bu bile Pamir’in sorunun Naz’la değil, kendisiyle olduğunun net ispatı.

Pamir’in güldüğü, bağırdığı değil ama duraksadığı anlar onu en iyi anladığım yerler oldu. Nasıl Naz, aileden vurduğunda duraksadı, arabada Pamir’e ortak dediğinde yine yüzünde aynı buğulanma oldu, hatta bir an gözleri bile doldu ki buradan çok net bir sonuç çıktı : Pamir’in ortağına bir şey oldu. Ortak kelimesine kadar Naz’a teşekkür etti, ona hayranlıkla bakarken sonrasında yüzündeki gölgelenme, gözlerinin dolmasını da hesaba alacak olursak Pamir’in geçmişte yaşadığı, ortakla ilgili bir travması var, Naz’ın üstüne bu kadar gitmesinin sebebi de bu, Pamir ne yaşadıysa bir daha aynı duruma düşmek istemiyor.

Pamir kendi içinde bu karmaşaları yaşarken, Naz da çok başka hisler içerisinde. Pamir’i anlamaya çalışırken o kadar yoruldu ki ondan başka bir şey düşünemez hale geldi. Talat ona “Etkileniyor musun?” diye sorduğunda sakince hayır diyebilirdi ama Naz aslında Pamir’in onu öptüğü andan bir türlü çıkamadı. Ondan etkileniyor, ona kendini ispat etmek istiyor. Naz, Pamir’in onu korumaya çalışmasından çok ona güvenmediğini düşündüğü için ona karşı sürekli atakta. Ondan etkilenmesi bir yana, sürekli Pamir’i merak ediyor mesela. Kavgadan sonra çekip gittiğinde, haklı olan Naz olmasına rağmen arayan, merak eden de Naz’dı. İşte bundan elini ilk gösterecek olan kişi Naz olur diyorum ya, Pamir’in etki alanına girdi ve asla çıkamıyor. Her hareketiyle onu etkilemeye çalıştı. Sakın yanlış anlamayın, aşk, ya da flört etmiyor Naz ki bildiğini hiç sanmıyorum. Onun tek derdi Pamir onu takdir etsin istiyor. Bu yüzden Naz kendini belli ediyor dedim ya ki bunun en bariz ispatı Tufan’ın psikoloğu olduğunu söylediği sahnede, Pamir onu takdir edince Naz’ın yüzünde oluşan ifade mutluluktu. Pamir’e bu kadar bağlanması şu aşamada tehlikeli olsa da onun bu içten hareketleri Pamir’in de dengesini bozdu.

Pamir, Naz’dan Levent’in arkasına saklanarak kaçmaya çalıştıkça yakalandı. Her defasında da savunmasız bir şekilde teslim olmak zorunda kaldı çünkü karşısındaki kadın çok farklı bir insan. Şöyle söyleyeyim size, Pamir aslında kadınları tanımayan biri değil. İlk bölümde, gayet de kadınlarla arası iyi olan, onlarla iletişimde sorun yaşamayan kaldı ki gittiği her ortamda onların ilgisini çeken bir erkek olarak karşımıza çıktı. O zaman neden Naz’la bu kadar sorun yaşıyor? Çünkü o kadınlarla belli amaçlar için görüşüp, herhangi bir sorumluluğa gitmiyordu. Daha da önemlisi o insanlarla kalbini korumak zorunda kalacak kadar vakit geçirmedi. Bu sebeple de gayet rahat bir hayat yaşıyordu ta ki Naz’la tanışana kadar. Uzun zamandır belki de varlığını unuttuğu bir şeyi hatırlattı Naz ona, kalbini… “Senin de herkes gibi bir kalbin var” diyerek, Naz aslında ona kendisini önemsediğini gördüğünü söyledi. Pamir her ne kadar Levent’in ardına saklansa da Naz,Yaz’ın arkasına saklanmıyor ve dahası Pamir’in de o deliğe girmesine asla izin verecek gibi de durmuyor.

Naz bıdır bıdır konuşarak aslında Pamir’i de konuşmaya zorladı, özellikle de eski ortağını anlatmaya başladığında ben geçmişte bir şeylerin çok net yaşandığını anladım. Hatırlarsanız Naz, Tarık’ın tuzak kurduğundan çok emin, Pamir’se değildi. Ama son anda tuzak olduğu ortaya çıktı, Pamir de kendini kaybetti. Dedim ya koruma içgüdüsü, ortak problemi aslında hep geçmişinden geliyor. Sarp’ı anlatırken, birden bire Sarp kendisi, geçmişteki Pamir de Naz oldu. Asıl korkularının temeli de orada diye düşünüyorum ama ileride daha net bir şekilde anlarız.  Ayrıca  Naz bir tek merakıyla falan değil Pamir’in yaptığı her şeye yüksek reaksiyon gösteriyor. Bir sandviçe de bu kadar tepki göstermezsin, açıkçası çok merak ediyorum ne koydu acaba içine? Bana da yapsın bi ara…Yemek, temizlik yapmam diye ortada gezen adamın mutfağa girmesi şöyle dursun kırk yıllık tavlama taktiğini orağına kullanması da çok hoştu. Ancak şöyle ki Pamir nasıl Naz’a açık verdi, Naz da yavaş yavaş kendini Pamir’e gösteriyor ki bu durum Pamir’in ona bir tık daha yakınlaşmasına sebep oldu, Naz en sonunda kıskıvrak yakalanacak, benden söylemesi.

Pamir de Naz da ilk başlarda sadece operasyon üzerine konuşurken şimdilerde konu aşka kadar geldi. Pamir, Naz’a “Sen aşk insanı değilsin” dedi ama hangi aşktan bahsediyor, ben bile merak ettim. Kendi yaşadığı ilişkilerden mi yoksa gerçekten tutkulu bir aşktan mı bahsediyor derken bence ikinci şık daha kuvvetli. Pamir kafasını dolaba çarptığı günün sabahı Naz’a kendisiyle ilgili özel bir anısını anlattı ve karşılığında da akşam ortamını yakaladığı anda Naz’a aşkı sordu. Yani şimdi utanmasam kafasını bilerek dolaba geçirdi diyeceğim. Seni Levent ilgilendirir, sen Naz değilsin Yaz’sın diye gezen adam Naz’ın aşka bakış açısını neden merak etsin ki? Ben size söyleyeyim çünkü Naz ona asla Levent olarak bakmadı, bakmayacak. O iyi geceler Yaz derken o yine Pamir diyordu, eve geldiklerinde de, evimiz dediğinde de ya da heyecanla ona bir şeyler anlatırken hep karşısındaki Pamir, Levent onun umurunda bile değil çünkü Naz’ın da dediği gibi “Bir gün Levent ölecek bana Pamir kalacak!” Pamir gibi biri bunları gözünden kaçırmaz, belki şu anda içgüdüsel davransa da Pamir, Naz’ın hayatında olmasından gayet memnun arkadaşlar, sadece onun güvenliği meselesinden deliriyor ama aşarlar.

Oyunun üçüncü perdesi kapanırken, Tarık, Adem, Tufan bir yanda, Naz ve Pamir bir yanda işler daha da karmaşık hale geldi. Tarık şu anda Naz ve Pamir’den şüphe duymasa da bir noktadan sonra duyacağı bir duruma hızla sürükleniyorlar. Tufan’ın Naz’la yakın olması Pamir’in şimdiden hoşuna gitmedi, operasyon için iyi olan Pamir için iyi değil çünkü o ailenin en dengesiz üyesi Tufan ve Naz Yaz olarak onunla devamlı baş başa görüşmek zorunda kalacak. Naz ona söylerken yüzündeki sahte gülümsemeyi fark ettiniz değil mi? Bu operasyonu Naz mahvedecek diye beklerken Pamir kıskançlık ve korumacılığıyla durumu daha da karıştırabilir, benden söylemesi.

Diğer yandan zaten oyun bitmiş bile olabilir zira Namık ve Naz karşılaştılar. Operasyon mahvolur mu bilmiyorum ama Tarık’ın Namık’a sahip çıkmasıyla, suç geçmişiyle bana sorarsanız bir şekilde bu operasyona dahil olmak zorunda kalacak ve artık oyunun tek kapı dışında kalanı da Naz’ın cin annesi olacak diye düşünüyorum. Namık ve Pamir’in de ilk görünenin aksine çok iyi anlaşacağını düşünüyorum arkadaşlar, ama tabi bunların hepsi tahmin, neler olacak haftaya hep birlikte göreceğiz.

Bu haftalık da benden bu kadar arkadaşlar ancak söylemek istediğim bir şey var. Dizi çok tatlı ilerlese de ben hala Naz ve Pamir arasında bir sorun görmüyorum. Romantik komedi türünde asıl çift arasında onların birlikte olmasını engelleyecek bir şeye ihtiyacımız var ama şu anda ama çok erken olduğu için çok bık bık etmeyeceğim. Bu arada Halit Özgür Sarı ve Sinem Ünsal’ın kamera önünde şahane bir uyumları var. İkisinin de abartısız oyunculukları bana izlerken huzur veriyor. Halit Özgür Sarı’nın yarattığı Pamir’i yıllardır tanıyorum hissine kapılıyorum bazen, onun duygu geçişlerini bir zen ustası sakinliğiyle aktarıyor ve ben izlemeye doyamıyorum. Sinem Ünsal da Naz’ ın her halini güzel yansıtıyor diye düşünüyorum. Özellikle operasyon sahnesindeki beden diliyle yansıttığı güçlü kadından, arabadaki o endişeli hali ve ardından girdiği neşeli hallerinde tek bir mimik bile kaçırmadan aktarmasına bayıldım.

Gizli Saklı gerçekten dolu dolu, harika devam ediyor. Her bölümü heyecanla bekliyorum. Şimdilik benden bu kadar, haftaya yeniden görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Sana Güvenmiyorum (Gizli Saklı, 2.bölüm)

YAZAR :Şeyma BULUT

Güven diyorum azizim, bu hayattaki tüm ilişkilerin mihenk taşıdır. Bana sorarsanız başarının bile anahtarıdır zira güvenin olmadığı yerde endişe, kaygı vardır. Pamir ve Naz ölümüne çıktıkları bu yolda birbirlerine güvenmediler ve bakın neler neler oldu.

Geçtiğimiz hafta Gizli Saklı’ya vurucu bir sahneyle veda ettik. Tarık’ ın şebekesinin akılcı  oyunuyla evdeki silah deşifre olmuştu ve bu oyun kendi içinde tıkandı derken bir tarafta Pamir ve Naz diğer yanda Tarık ve Adem arasında bir kedi fare oyunu başladı. Kedi eğer karnı toksa avıyla oynar ya, iki taraf da birbirleriyle aynı şekilde oynadı. Bu oyun Pamir ve Naz için çok daha zordu zira Pamir, Naz’a güvenmiyor ve bir ortaklıkta Güven yoksa bu iş birliği ne kadar sağlam devam eder? İşte o konuda ciddi şüphelerim var.

Pamir ve Naz ortaklığı ne yazık ki şu anda sallanıyor. Şu anda bunun en büyük sorumlusu da Pamir’den başkası değil. Karşısındaki insana güvenmiyor ve bunu da her fırsatta dile getirdi. Karşısındaki insanın çömez olduğunu dalga geçmek için hatırladığı kadar operasyon hususunda da hatırlasa sorun kalmayacak aslında biliyor musunuz? Naz’ın stres kontrol hususunda ciddi sorunları var mesela özellikle Pamir’in düzenli olarak onu hata yapmakla suçlaması da Naz’ı fazlasıyla etkiledi. Klinikten döndüklerinde “Bana neden iş yerinin adresini verdiğini söylemedin?” diye sorarken operasyon boyunca Naz’ın hiç bir hususta inisiyatif almasına izin vermeyeceği ve hatta onu dinlemeyeceği sonucu çıkıyor. Halbuki o adres sayesinde önemli bir bilgiye kavuşmuş olmalarına rağmen Pamir her fırsatta Naz’a karşı üstünlük kurmaya çalışırken Naz ondan tiksinsin diye elinden geleni ardına koymadı. Şimdi burada safi güven sorunu yok diye düşünüyorum. Pamir’in Naz’a karşı hep spesifik iki tavrı var : Birincisi polislik üzerinden bu mesleği yapmaması için onu vurması, güven duymaması ikincisi de Naz’ın Yaz karakterinde kalması, Pamir’i asla sevip, sempati duymaması için her fırsatta annesi ve ailesiyle onu aciz göstermek istemesi. Şimdi Pamir’in bu iki tavrı onun karakteriyle ilgili bize önemli ipuçları veriyor ve bu adam bu hallere sırf cool görünmek ya da havalı olmak için girmiyor, altında çok farklı sebepleri var.

Pamir Ulaş, ilk günden bu yana karakter olarak baktığında kendini beğenmiş, soğuk, kaba ve egolu bir adam görüntüsü çizdi. Şimdi ona bu şekilde bakıp geçmek kolayıma gelse de ben çok ayrıntıcı bir insan olduğum için Pamir’in bu davranışının sebebini merak ediyorum. Öncelikle şu anne meselesine girmek istiyorum. Farketmişsinizdir Pamir her fırsatta “Annesini arıyor, annesine haber vermeden duramıyor!” diye söylendi durdu. Amirden tutun da Talat’a kadar sürekli aynı şeyi söylüyor ve bence artık bunun altında yatan bir sebep var. Bunu zayıflık olarak görüyor derdim ama kahvaltı meselesinde “Aile kahvaltısı işleri bana göre değil” dediğinde bir şeyler parlamaya başladı. Pamir hayatımıza girdiğinden bu yana mesleği ve iş arkadaşları dışında kimseyi görmedim. Naz’ın dayısı, annesi falan varken Pamir’de kulak kanatan bir sessizlik var. Bence bu yüzden Pamir, Naz’ı istemiyor diye düşünüyorum ve Naz kendisinden uzak dursun diye elinden geleni ardına koymadı. Naz’ın arada kendisiyle ilgili sorduğu sorulara Levent olarak cevap vermesi, “Pamir seni ilgilendirmiyor!” demesi de bu yüzden. Pamir karanlıkta kalmak istiyor ama Naz’ın ışıklar içindeki hali onu etkilemeye başladığı için duvarlarını ona karşı yükseltmedi, resmen Çin Seddi kurdu.

Pamir’in Naz’a düzenli olarak “Levent seni ilgilendiriyor” demesi, gülüşünden bile rahatsız olması, güvenmemesi ya karşısındakinden hiç etkilenmediğini ya da çok etkilendiğini gösterir. Pamir düzenli olarak Naz’a üç cümle kuruyor : Kurala bağlı kal, çok konuşma, sorma, seni sadece Levent ilgilendiriyor. Özellikle kendisiyle ilgili karşısındakine tek kelam etmemeyi kafaya koymuş vaziyette. Pamir, Naz’a karşı kendisini gizlerken hatta Naz’ın kendisi hakkında konuşmasına izin vermezken kendisi tam tersi davranarak Naz’ı analiz etmekten geri durmadı. Yemeğe gittiklerinde polis olmayı istemediğini, annesini babasından sonra koruma iç güdüsüyle hareket ettiğini söylerken Naz’ın dolan gözleri Pamir haklı olduğu için değil karşısındaki adamın her fırsatta kendini küçük görmesinden, güvenmemesinden kaynaklı diye düşünüyorum. Asla doğru düzgün iletişim kurmayıp iki ayrı cephede savaş veren askere döndüler. Hal böyle devam ederse Naz ve Pamir’in bu operasyonu başarıyla tamamlamaları çok zor. Bu iletişim sorunu yüzünden Tarık’ın kurduğu tuzağa neredeyse düşüyorlardı. Naz Pamir onu dinlemediği için anlatmadı, Pamir Naz’ın bir şeyler öğreneceğini düşünmediği için sormadı ve kendi çabasıyla öğrendiği bilgi üzerinde operasyon kurmaya çalışırken Naz son anda olayları birleştirmese neredeyse Tarık ikisini de balıklara yem edecekti.

Biz buraya kadar Pamir’in güven sorununu anlattık da Naz da aşağı değil. Nasıl ki Pamir ona güvenmiyor, Naz da Pamir’e güvenmiyor. Nereden çıkardın demeden hemen anlatayım : Bir kadın kaldığı yerde neden odasını kilitler? Kimseye güvenmediği için değil mi? Annesi ne dedi? “Odanın kapısını kilitledin mi?” Benim anladığım kadarıyla babasının ölümünden sonra Naz kendisini annesine adadı ve hayatında gördüğü, tanıdığı tek erkek de dayısı olunca güvensiz bir kadın olarak büyüdü. Yani Naz’ın da karşısındaki adama güvenmesi öyle kolay olacağa benzemiyor. Naz, Namık yüzünden evine, annesine sahip çıkmak zorunda. Babası ölmüş, dayısı hiç bir işe yaramayan bir kız neden erkeklere güvensin ki? Güvenemez ki Pamir de zaten sağolsun Naz’ın özgüvenini her fırsatta öyle alaşağı ediyor ki Naz ne yapacağını şaşırdı ancak yine de duruma kolay ayak uyduruyor.

Yazının başından beri bahsettiğim tek durumu güven farkındaysanız ve aslında birbirlerine inandıklarında akıllıca kurulmuş bir tuzağı bile nasıl alaşağı ettiklerini hepsini hepimiz canlı canlı izledik. Tarık neredeyse operasyonu bertaraf edecekti ki Pamir, Naz’a güvendi, onun öngörüsü sayesinde olay çözüldü. Pamir’in orada Naz’a direkt “Olay çözüldü” demesiyle olay biterdi ama onu sakinleştirmek için büyük çaba gösterdi. Saçlarını öpmesi, elini tutması, yanına oturması aslında yazının başında bahsettiğim iki durumun gerçek durumunu ortaya koydu. Birincisi Pamir sonunda Naz’ın hala bir çömez olduğunu, panik halinde hata yapacağını hatırladı ve sakinleştirdi, ikincisi de bu davranışlarının sebeplerinden birinin Naz’dan çok etkilenmesi olduğunu ispat etmiş oldu.

Pamir Ulaş, Naz’dan, zekasından, neşesinden çok etkileniyor ve tam olarak hala bilemediğim bir sebepten dolayı onun Pamir’e yaklaşmasını istemiyor. Levent olarak anlayışlı, tatlı olurken Pamir olarak ona sürekli olarak kötü davranmasına rağmen çok etkilendi. Bunun bariz örneği de tutuklamayla ilgili konuşmalarından anlıyoruz. Naz’ın ilk tutuklamasının kendisi olduğunu söyleyip yanından ayrılmasından sonra yüzünde gururlu gülümseme aslında Naz’ın polisliği ya da varlığıyla ilgili sorunu olmadığını net olarak ortaya koydu. Peki bu adamın bu kadar kalpsiz, duygusuz ve kaba duruşunun altındaki sebep ne? İşte bunu öğrenmek için gün sayıyorum ben arkadaşlar, Pamir çok derin bir karakter ve onun ördüğü duvarlarının ardından çıkacak hikayeyi ve Pamir’in yola geleceği günü heyecanla bekliyorum.

Pamir ve Naz tam gizli kimliklerini korudular derken, Namık sitede özel güvenlik olarak işe başlaması her şeyi birbirine katmak üzere. Onun Naz’ı orada hem de evli olarak görmesiyle oyuna yeni oyuncular dahil olurken, operasyonu devam ettirmek ve gizli kimliklerini saklamak Pamir ve Naz için hiç kolay olmayacak. Namık’a Naz ne açıklama yapacak bilmiyorum ama Pamir için üzgünüm o korktuğu aile sofrasının tam ortasına düşmek üzere, iyi şanslar Pamir’cim, bu aileyle ihtiyacın olacak.

Bu haftalık da benden bu kadar arkadaşlar. Dizinin ikinci bölümünü, konuların açılma ve karakter dağılımını çok sevdiğimi söylemek zorundayım. Özellikle Sezen Aksu ezgilerini dizilere çok yakıştıran bana “Kaçın Kurası” sürpriz oldu. Casta zaten söyleyecek bir şeyim yok, yaratılan her karaktere ayrı hayranlık besliyorum ancak benim biraz daha empati yapmaya, çözmeye çalıştığım kişi şu aşamada Pamir oldu. Naz açık kitap gibi, çok duru bir karakter. Sinem Ünsal ona hayat verirken sakinliğinin ardındaki hareketi, heyecanı çok güzel taşıyor ekrana. Aynı şekilde Halit Özgür Sarı da Pamir’in sürekli değişen ruh halini mimik bile atlamadan verdi. Tüm ekibin, emeklerine sağlık olsun, bu haftalık da benden bu kadar, haftaya yeniden görüşmek üzere. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

 

Oyun Başlıyor (Gizli Saklı,1.bölüm)

YAZAR: Şeyma BULUT

Uzun zamandır izledikçe izlemek istediğim, gülerken aynı zamanda da yahu bu hikayenin bir derdi var diyeceğim bir romantik komedi arayışındaydım. Açıkçası birbirine benzer konuları analiz etmeye de hiç mecalim yoktu, farklı bir eyler arıyordum. Bu yazı galiba es geçeceğim derken karşıma “Gizli Saklı” çıktı. Uzun zamandır aradığım bir hazineyi bulmuş kadar sevdim çünkü artık birbirine yalan söyleyen, ilişkilerin düzenbazlık üzerine kurulduğu hikayeler bende travmaya sebep oluyordu. Yanlış anlaşılmasın şahsen ben onları da bayıla bayıla izledim ama analiz için daha farklı bir renk ararken buldum Naz ve Pamir’i.  Gizli Saklı oyun içinde oyun olan katmanlı senaryosu ve karakterleriyle benden geçer not aldı. Özellikle Siyah Beyaz Aşk’tan bu yana severek izlediğim Sinem Ünsal ve ruh üflediği her karaktere ayrı roman yazılacak Halit Özgür Sarı’nın başrolde olmasıyla ekran karşısındaki yerimi aldım. Gizli Saklı ailesine bağlı, saf ve dürüst polis olan Naz’la gizemli, etkileyici ve biraz da egolu komiser Pamir’in hikayesini bizlerle buluştururken ben ikinci bölüm için gün saymaya başladım bile.

Naz Alaca yada yeni adıyla Yaz Güneş, hikayenin saf, idealist ve cesur polisi olarak karşımıza çıktı.  Naz, anne ve dayısıyla büyümüş, polis akademisini birincilikle bitirip hayallerinin mesleğini yapmak için gün sayan bir polis ve kendini ya masa başı ya da daha orantılı bir görevde bulmayı bekliyordu. Aklına bile gelmeyecek şekilde kendini gizli bir operasyonun tam ortasında, hiç de hoşlanmadığı tecrübeli komiserle baş başa buldu. Naz için bu gizli polislik meselesi sanıldığı kadar kolay olmayacak çünkü Naz’la ilgili ilk sorun yalan söylemek hususunda tam bir acemi.  Daha annesini bir şeylere ikna edemezken ondan bir örgüt lideri olmadığı birine inandırmasını beklediler. Diğer yandan pek de hoş bir karşılaşma yaşamadığı Pamir’in bu oyunda partneri olacak olması Naz’ı iyiden iyiye köşeye sıkıştırdı. Yine de Naz’la ilgili söyleyebileceğim iki net özellik var: Dikkatli ve cesur. Naz etrafında olan her şeyin gayet farkında ve en ufacık ayrıntıyı bile gözden kaçırmadı. Balıkçı’nın sağ kolunu Pamir bile fark edememişken Naz’ın anında fark etmesi onu aslında göründüğü kadar sarsak biri olmadığının ispatı niteliğindeydi. Ayrıca ben Naz’ın cesur bir karakter de olduğunu düşünüyorum. Amir Pamir’e Naz’ı anlatırken havaalanında bombalı saldırganı nasıl etkisiz hale getirdiğinden bahsetmişti. Bakın bunu korkak biri yapamaz çünkü bu hayatta bir tek cesaret taklit edilemez. Zaten daha yeni, taze bir polisin böylesine tehlikeli bir işe kalkışması onun cesaretini ortaya koydu diye düşünüyorum. Naz ne kadar stratejik, dengeli ve cesur olsa da onun bu özelliklerini görmeyi bırakın düşünmeyi bile reddeden bir adamla çalışmak zorunda : Pamir Ulaş.

Pamir ve Naz’ın yolları hiç umulmadık ve tatsız bir şekilde kesişti. Pamir gizli görevlerde uzman bir polis ve Naz’ın mahallesine de görevi gereğince kanunsuz bir adam kılığında girdi. Yukarıda Naz’ın cesaretinden bahsetmiştim. Naz da çiçeği burnunda bir polis olarak Pamir’in peşine düştü ve doğal olarak operasyonu berbat etti. Burada bahsetmek istediğim 3 durum var çünkü bu sahnede yaşanılanlar Naz ve Pamir ilişkisinin de evrelerini barındırıyordu. İlki çatışma. İki zıt karakter birbirlerine oldukça kızgınlardı. İkinci evre kavga. İkisi de birbirlerini asla yenemedi. Dövüştüler, düştüler, kalktılar ve asla yanişemediler. Pamir tam kazandığını sandığı anda kendi bileğinde gördü kelepçeyi ve bu sebeple Naz en zayıf anında zekasıyla mücadeleyi eşitledi. En sonunda da bileklerine takılı kelepçeyle de ilk andan birbirlerine görünmez bir şekilde kelepçelendiklerini düşündürdü bana çünkü Naz ve Pamir o andan itibaren artık birbirlerini hayatına ortak olmuş oldular, çok şiirsel değil mi?

Naz cesur ve  akıllı bir kadın olsa da daha ilk andan Pamir’den hiç hoşlanmadı ve bunu da her fırsatta dile getiriyor. Burada ben Pamir’in Naz tarafından kışkırtıldığını düşünüyorum. Çok hassas bir görevde yanına bir çömez verilmesi Pamir için yeteri kadar zorken, karşısında kendisinden zerrece etkilenmeyen, ona olan tavırlarında tek bir zafiyet bile göstermeyen bir kadın var. Amir neden ikisini aynı göreve layık gördü bilmiyorum ama özellikle çalışmalarını istedi. Ne Naz ne de Pamir bunu kabul etmek istemeseler de emir demiri kesti ve birbirinden nefret eden Pamir’le Naz birbirine çok aşık Yaz ve Levent oluverdiler. Bu durumun özellikle de Pamir için çok zor olacağını düşünüyorum çünkü kendisi yalnızları oynamayı fazlasıyla seven biri görüntüsünü çizerken birden karşısına hem ortak hem de baş belası bir kadın çıktı ve Pamir için sıkıntılı zamanlar başladı.

Pamir Ulaş şu anda tam bir kapalı kutu. Naz’la ilgili birçok şeyi söylerken nedense Pamir’le ilgili elimde fazla bir veri yok. Çapkın, yalnız ve başarılı bir polis olması dışında hikaye bize onunla ilgili çok da fazla bilgi vermedi. Pamir girdiği her ortamda kadınların ilgisini çeken, istediğiyle günübirlik ilişkiler yaşayan bir adam. Kadı düşmanı diyemem ama eril bir kafa yapısı olduğunu söyleyebilirim. Operasyonun başında “Ben yaptım!” diye ortalarda dolaşırken , söz konusu ev işlerine gelince temizlik falan yapmam diyen biri olduğunu söyleyebilirim. Bugüne kadar gösterdiği başarılar da ona bir ego vermiş ve Naz’ı ilk gördüğü andan itibaren ezmeye çalışıyor. Sebebini de söyleyeyim: Operasyonunu batırması falan değil mesele, Naz’ı yenememesi. O karşılıklı mücadele anında onu yenemedi ve ne yaparsa yapsın ondan kurtulamadı. Bu sebeple de Pamir Naz’la kendi iç dünyasında rekabet etmeye başladı bile. Bir de sürekli korumacı bir tavrı da var. Bu hususta çok emin olmasam da bu adamın yalnızlığı tercih etmesinin bir yere bağlanacağını ve aslında gösterdiği gibi biri olmadığını düşünüyorum. Bu konuda bana fikir veren iki sahne var:

İlki Pamir’in evde camları temizlediği o küçük sahnede aslında Pamir’i Naz’a eziyet etme düşüncesinde olmadığını düşündüm. Pamir orada camları temizlerken arkadan elinde kekle gelen Naz’ı beklemedi, ya da çağırmadı oturdu kendisi temizledi. Çok küçük ir an biliyorum ama ben Pamir’in Naz kendisine çok da sempati duymasın istediğini düşünüyorum. Burada Naz elbette etkilenmedi ama Pamir’le ilgili bazı soru işaretleri oluşturdu. O cam kırıldığında “Karıcım gelir misin?” diye şov da yapabilir içten içe Naz2ı delirtebilirdi ama yapmadı. Bu burada dursun ama Pamir’in kendisiyle ilgili söylediklerine çok da takılmamak lazım diye düşünüyorum.

İkinci durumsa Naz’ın havaalanında ailesiyle vedalaştığı sahne. Pamir onları uzaktan izleken çok hüzünlü bakıyordu. Naz’ın ondan ayrılmak istemeyen, düşünen bir ailesi var. Pamir’in bakışlarına çok da anlam yüklemek istemiyorum ama oradaki bakışlarında hüzün vardı. Pamir’le ilgili çok ipucu kovaladım ama onda gizli saklı bir şeyler olduğuna eminim. Orada görünen ana kuzusu bir kadın değil annesi tarafında yolcu edilen biriydi ama Pamir’se direkt ana kuzusu diyerek küçümseyen bir tavra büründü. Naz psikoloji öğrenir mi bilmiyorum ama ben buna yansıtma diyorum. Pamir’in bu durumu kendisinden uzaklaştırarak sanki alay edilecek bir şeymiş gibi tavır alması bendeki Pamir’in bir yarası olduğu ve yalnızlığı tercih etmesinin altında bir şeyler sakladığı savını güçlendirdi.

Öyle ya da böyle Pamir ve Naz için oyun başladı. Onlar artık Levent ve Yaz olarak yalandan bir dünyanın içine girdiler ve oradan sağ çıkmak için sadece 3 ayları var. Naz’ın gözünde Pamir çok bilmiş,egoist, kendisine üstten bakan ve kaba biri. Pamir, Naz böyle düşünsün diye elinden geleni yaptığı için kıza haksız diyemiyorum. Naz’ı her tavrıyla ezdi. Çömez olarak gördüğü kızın kendisini yenmesi ve bombalı bir saldırıyı bertaraf etmesi bile Pamir’in davranışlarında bir değişikliğe sebep olmadığı gibi Naz’la ilgili konuşurken ondan hep “ana kuzusu” diye bahsediyor. Naz’ın nahif yapısı, ailesiyle olan ilişkisi, heyecanı Pamir’de böyle bir intiba yaratıyor olabilir belki ama gerçek Naz hiç de öyle biri değil diye düşünüyorum.

Naz aslında uzaktan bakıldığında tam da Pamir’in anlattığı gibi biri. Anasının kuzusu, pasif ve tam bir çömez ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Ana kuzusu olan bir kadın nasıl polis olabilirdi? Daha doğrusu şöyle diyeyim: Annesine rağmen nasıl polis oldu? Naz’ın annesi onun polis olmasını istemedi, hemşire olmasını arzuluyordu ancak Naz kendi hayatına karar verdi. Yetmedi başka biriyle evlenmesini istiyor ki bu çok belli, adama umut bile verdi. Buna rağmen Naz o kapıyı da kapattı. Peki o zaman Naz neden annesiyle ilgili bu kadar tedirgin? Naz onu üzmek ya da korkutmak istemiyor, olay bu kadar basit. Operasyona gidiyorum deyip işin içinden çıkabilecekken Naz tam tersine annesi rahat olsun diye uğraştı. Yalan söyleme hususunda bu kadar acemiyken annesi üzülmesin diye yalan üstüne yalan söyleyen Naz’ın hayatı dayısı Namık’ın Yaz adıyla yaşadığı siteye gelmesiyle tamamen değişecek diye düşünüyorum.

Naz ve Pamir aynı evin içerisinde birbirinden zerre hoşlanmayan ancak dışarıya deli gibi aşık bir çift imajı çizmek zorunda kalan iki iş ortağı ve bu sandıkları kadar kolay olmayacak. Naz çok başarılı bir kadın ve Pamir’in onu sürekli ezmesi bir süre sonra bu partnerliğe ket vuracaktır. Pamir gizli görevler hususunda uzman olsa da ortakla çalışma konusunda tam bir fiyasko bence. Naz’sa karşısındakini anlamaktan çok gördüğüyle yetindiği için bu ortaklıkta onun da handikapı bu olacak. Pamir ona yüklendikçe bir noktadan sonra kendisini ispat etmeye çalışacağından bu durum Naz için sıkıntılı olmaktan çok tehlikeli bir hale dönüşebilir. İkisi de kendi özbenliklerinden gelen sıkıntılar yüzünden didişip dursalar da yazının başında da dediğim gibi bir şekilde bağlandılar ve zorluklar insanları bibrine yakınlaştırır. Pamir ve Naz da bir noktadan sonra birbirlerine güvenmek zorundalar yoksa oyun en tehlikeli biçimde sona erer.

Bu oyun onların ayağına dolanmak üzere zaten çünkü Tarık’ın sağ kolu evdeki silahları buldu. Onların polis olduğunu söyledi. Gördüğüm kararıyla Tarık şüpheci, kontrolü ve acımasız bir adam. Naz ve Pamir’in kimlikleri ortaya çıkarsa da asla acımayacaktır diye düşünüyorum. İlk büyük sınavlarını vermek üzere olan Pamir ve Naz bu işten sıyrılacaklar mı yoksa operasyon başladığı gibi bitecek mi? İşte onu zaman gösterecek, bekliyoruz.

Gizli Saklı güzel bir ilk bölüm kotarmış.. Hikayesini de ana karakterlerin hikayeye aktarılmasını da çok sevdim. Özellikle çok başarılı bir cast çalışması yapıldığını özellikle de işin polis merkezi ayağındaki tüm oyuncular harika iş çıkardılar. Tardu Flordun gibi bir karakter oyuncusunun da esas kötü olarak ortaya çıkması, beni hikayeye ikna eden bir durum oldu. Ancak bir konu var ki romantik komedi türünde büyük sıkıntıya sebep olur. Romantik komedilerde dizinin romantik ayağı kadar komedi ayağı da önemlidir. Ne yazık ki b grubu yani komedi ayağı beni çok tatmin etmedi. Yalnız Namık sayesinde anne de bu oyuna dahil olursa işte o zaman şenlenirim. Yani Naz’ın ailesinin de bu hikayeye bir yerden girmesi gerekiyor ve ben aslında bu noktada Naz ve Pamir’in Naz’ın ailesine de yalan söylemek zorunda kalacaklarını düşünüyorum ama senaristimiz ne düşünüyor, göreceğiz.

Şimdilik benden bu kadar arkadaşlar. Gizli Saklı yayın hayatı boyunca Naz ve Pamir’in eğlenceli yolculuğuna birlikte devam edeceğiz. Haftaya görüşmek üzere. Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.