EFNAN…(Aziz)

YAZAR: Merve B.

 

Bugüne dek televizyon ekranlarında, sinema perdelerinde belki de bir kız kardeş, abla, dost olarak benimsediğimiz ve gıpta ettiğimiz sayısız güçlü kadın karakter izledik. Mutluluğu, hüznü, yaşadığı zorluklara karşı bitmeyen mücadelesi kalbimize dokunmuş en derin karakterlerden birinden bahsedeceğim sizlere;  Efnan’dan. Efnan, ağaçların çevreye yayılan güçlü dalları, toprağa düşen tohumun sürgün  verip filizlenmesi gibi… Kalplere, sevgisinin tohumu düştüğünde engel tanımadan içten içe büyüyen, benliğinizi saran ve derinliği ile sizi ona bağlayan biri. Yaşı kadar değil, yaşadıkları kadar olgun olan bir kadın. Esasında onu en ufak bir şeyden mutlu oluşuyla, eşi benzeri olmayan aşkıyla, sevdiklerine karşı sınır tanımayan fedakarlığıyla, iyi niyetiyle, merhametiyle, vazgeçmek nedir bilmemesiyle, bir yere aidiyet hissini yaşamak için can atışıyla ve en önemlisi de yanlış düzene baş kaldırışıyla tanıyoruz. 

Annesini çok küçük yaşlarda kaybettiğinden ötürü hayatın yükünü omuzlarına çocuk yaşta aldı, Efnan. Onu kullanılacak-satılacak bir nesne gibi gören ve kendinden başkasını umursamayan babasıyla birlikte yaşarken, bir yandan da karın tokluğuna Antakya’nın tek halı atölyesinde sabırla, emekle motiflediği hikayelerini işliyordu benzersiz halılarına… Hayatını 1930’ların Antakya’sının Fransız sömürgesinde, daha özgürlüğün ne olduğunu bile bilmeden sürdürüyordu. Çocukluğu dahi çalınan Efnan, sadece annesinin kucağına benzettiği kırlarda nefes alabiliyordu.  Aslında bin bir esaretin içinde yeşermeye çalışıyordu.

“Ben çok güçlüyüm…” Dediği gibi, öyle de… Babasının üç kuruş karşılığında ondan vazgeçmesi, kendi menfaati uğruna defalarca kızını kandırması, önce Fransız bir subayın sonra da satıldığı adamın saldırılarına ve şiddetine maruz kalması, sevdiği adamın hırstan düştüğü hatalara şahit olmasının yanı sıra köylü bir kız olduğu için uğradığı aşağılamaların, psikolojik şiddetin, hiç istemediği halde düştüğü hataların ortasında bile hep yıkılmadan dağ gibi kalabilmeyi başarmış güçlü bir kadın.

Her insanın hayatında bir dönüm noktası olur ya… İşte… Aziz ile ikinci kez karşılaştığı saldırı gecesi, Efnan için ona yeni yaşam umudunun aralandığı bir kapıydı.  Annesinin gidişinin ardından, kader ona yeniden sevmeyi hatırlatmıştı. Yaşadığı umutsuz gecenin ardından, bu kez onu sarıp sarmalayacak bir dal uzanmıştı ellerine, fark etmeden. Bu dala, neyi beklediğini bilmeden sıkıca tutundu. Yıllar sonra yeniden sevdiği adamla yolu kesişmişken bile ona yük olmak istemeyen, ne gidecek bir yeri ne de kimsesi olmadığı halde “Ben bakarım başımın çaresine” diyecek kadar tek başına bir şeylerin üstesinden gelmeye alışmış biri…  Sırtını başka bir dağa değil, kendini dağ bilen ama en ufak sıcak ilgide de bir ayçiçeğinin güneşe dönmesi gibi yüzünü bu sıcaklığa dönen nahif bir kız…

 Ayçiçeği ve güneş demişken, ikisinin hikayesini bilir misiniz?

Ayçiçeği güneşe aşık olunca, bütün bitkiler bunu yadırgamış. Hep bir ağızdan, “Güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz. O ulaşılmaz. Sen kim, o kim? Vazgeç bu sevdadan,” demişler. Ayçiçeği buna sesini çıkaramamış. Sevdalı gözlerini dikmiş güneşe; bakmış da bakmış… Uzun müddet hiçbir şeyin farkına varmayan güneş, nihayet bir gün, ayçiçeğinin bakışlarını üzerinde hissetmiş. Önce geçici bir heves sanmış ama zamanla yanıldığını anlamış. Ayçiçeği öyle dirayetliymiş ki, yılmadan usanmadan başını güneşin yönüne çevirmiş. Derken bir öğleden sonra, güneş gazabıyla kavurmuş ayçiçeğini…

Efnan, hikayede benim için sadece güneşi ve hayatı gönlünce sevmek isteyen bir ayçiçeği. Sevdasını yaşarken, sevdiği adam onu fark edene dek bir ayçiçeği gibi sessiz kaldı. “Ben kimseyi kıramıyorum, kızamıyorum ama herkes beni kırıyor. Üstümden basıp geçiyor herkes..” derdi Efnan. Hep başkası kırılmasın diye bu aşkta o kırıldı, o döküldü, o yandı ve o kavruldu.  Ayçiçeği bir çok cephede savaşıyor, bir çok yönden darbe alıyordu aslına bakarsanız. Bunca zaman boynunu eğmediği koskoca Fransız delegeye bile ancak kendi aşkı için ezilmiş, kaybetmenin çaresizliği içinde yapraklarını dökmüştü. “Yapabileceğim tek bir şey vardı, ben de onu yaptım.” Razı gelmesi beklenen kaderinden her daim kaçmaya çabaladı. Hiçbir zaman, bulunduğu su bulanmasın diye durağan olmadı. Ne mücadelesinden, ne inandığı doğrulardan… Ne de hürriyetinden vazgeçti.

 Peki Efnan’ı zamanın ötesinden tanıdığını ve ona bağlandığını hisseden, Aziz Payidar?

 Efnan’ın kalbine daha küçücüklerken bir salıncağın yamacında onun yarasını sarmalarken düşmüştü, gelecekte de daima birbirlerinin yaralarını saracaklarından bi’ haber. Daha sonraki karşılaşmalarında da Efnan’ın düştüğü zor durumlardan çıkmasına yardım eden biri oldu. En başta Efnan’a karşı bir mesuliyet hissetmediğini düşünse de aslında eylemleri hep düşüncelerinin tersini destekliyordu. Hayatını defalarca kurtardığı bu köylü kızına karşı hissettiği ani duyguları, acıma duygusu ve verdiği sözlerin sorumluluğu ile örtmeye çalışıyordu. Oysaki bu cennet gözlü kızı kalbine ilk bakışta almıştı.

 Aziz aşka gösterdiği teslimiyet sonrasında her ne kadar onu bazen o kırıp dökse de, sanki gerçekten bulunmayan nadide bir çiçek gibi onu koruyup kolladı. Herkese karşı, hayallerinin gerçek olduğu diğer tarafta o ikisi vardı. Efnan, Aziz’e göre zihnindeki düşüncelere huzuru getiren kişiydi. Efnan onun, gücü, kalbi, dostu, sevdasıydı. Aziz yere her düştüğünde, o olmadan ayağa kalkamazdı. Çünkü Efnan,  her defasında onun içindeki mücadele hissini körüklüyordu.

Efnan öyle bir kadındı ki, sadece Aziz’in değil tüm Antakya’nın içindeki mücadele, bağımsızlık ve özgürlük hissini besliyordu. Öyle ki, birbirleri için idamı dahi göze alan bu çiftin önderliğinde koca bir şehir direnmeyi öğrenmiş, vatan için işe koyulmalarını sağlamıştı. Kalabalık sokaklarda herkesin birlikte özgürlüğü haykırması, Antakya’da Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ilk küçük kıvılcımıydı, Efnan Payidar…

 Kalplerde taht kuran Efnan karakterini, bizlere adeta tarihte yaşıyor hissiyatını tattıran Simay Barlas’a kocaman teşekkürler.

 Sonuna dek okuduğunuz için, siz okuyucularımıza da teşekkürü bir borç bilirim. Dilerim bu hayatta içinizdeki mücadele ateşi hiç sönmez. Sağlıkla kalın.